Öteki Türkiye
Adana

Adana

6 Eylül 2015 Pazar, 23:44 MEKÂNİ

Adana iki algının olduğu şehir. Biri öteki, diğeri beri ki…

 

***

 

Adana, Behçet Çelik’in kısa ifadesiyle, ‘’Sıcak, pamuk, portakal, pamuk işçileri, tekstil, kebap, şalgam, kabadayılık, küfür, edebiyat…’’(1) olarak daha çok ötekidir.

 

***

 

Bir de bizden olan bir Adana vardır o da; beride durandır.

 

 ***

                 

 

Ve hikâye başlıyor.

 

Kurtuluş Savaşı nihayetinde yani Cumhuriyet resmen kurulduktan sonra devletin öncelikleri şu şekilde belirir: Atatürk’e göre; öncelikle millî dava henüz sıcak ve hassas bir konudur. Köylünün sorunlarının çözülmesi önemlidir. Ancak, millî davayı sağlam bir zemine oturttuktan sonra sıra Anadolu’daki vergilendirme sorunlarıyla, ağalarla, cehaletle ve açlıkla boğuşan köylüye gelecektir.   İlk bakışta öncelik sıralamasında makul bir yerde görünen köylü meselesi, ne yazık ki sırasını kaptırır. Batı modernleşmesine yönelmiş olan aydınlanmacı Kemalist ideolojinin daha acil olarak saptadığı sorunlar vardır; Türkiye’de kapitalist dünya için gerekli dinamikler, yani sınıflar yoktur. İşçi sınıfı yoktur, çünkü gelişmiş bir sanayi yoktur. Ticaret çok cılızdır çünkü sermaye yoktur. Burjuvazi yoktur. Burjuvaziyi sınıfsal bir niteliğe ulaştırmak gereklidir. Sınıflar, sermaye, işçi, burjuva...(2) eksikliği üzerine yatırımlar hem devlet eliyle hem de devletin el verdiği yerel dinamiklerle sağlanmaya çalışılacaktır 20’li 30’lu yılların Türkiyesinde. Yeni Türkiye’de nüfus, köy ve kasaba gibi kırsalda yoğunlaşmıştır. Yeni Türkiye de hayat,  köyün yoksul ve yorgun çocuğu gibidir…

 

Türkiye genelinde olduğu gibi Adana özelinde de sanayi ya da ekonomi bir zamanlar gayrimüslimlerin tekelindeydi. Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra gayrimüslim nüfusun şehri terk etmek zorunda kalmasıyla onlara ait yatırımlar öncelikle şehir ekonomisinde durgunluğa sebep olmuştur. Sosyo-ekonomik mobilizasyonun sağlanmaya çalışıldığı Yeni Türkiye’de olduğu gibi Adana ekonomisi de, yerel güce sahip ve siyaset mekanizmalarına yakın kişilerin tekeline girecektir 30’lu, 40’lı yılların Türkiye’sinde.

 

***

 

Yıl 1950’lere gelir dayanır. Türkiye, DP iktidarında Anadolu’nun iç hareketlenmelerine sahne olur. Ekonomik kalkınmaya ve liberalleşmeye doğru adım atılırken  ‘’Küçük Amerika’’ olma yolundaki Türkiye’de Marshall yardımıyla makineleşme, kırsal da bir canlanma meydana getirir. Kırsalın temel geçim kaynağı topraktır. Ve Adana bereketli topraklar üzerinde Türkiye’ye zenginlik katmaya niyetlidir. Bu yıllarda Adana ekonomisinde 1895’te kurulan Tekel, 1907’de kurulan Milli Mensucat, 1928’de kurulan Sümerbank, 1940’ta kurulan Çukobirlik ve 1951’de kurulan Bossa, lokomotif özelliği taşımaktadır.

 

İktidarın desteğini alan Adana, tarıma dayalı sanayisi (pamuk-tekstil) giderek Yeşilçam’da nam salar. Adana eşittir toprak ağası, pamuk ağası, fabrikatör. Adana bir yanıyla Hulusi Kentmen’dir. Yeşilçam, Adana’nın geleceğine dair ilk fala bakmıştır aslında. İstanbul’da kalan AĞA çocukları iyi bir tahsilden sonra yatırımı ve hayatı, Adana’nın dışında arayacaktır. İstanbul’u mesken tutanların dışında Adana’da kalan ağaların bir kısmı dönemin belki de Reina’sı olan namlı Adana pavyonlarında servetlerini cömertçe harcayacaktır.

 

Adana bir yanıyla da Orhan Kemal’de Hanımın Çiftliği’dir. Bir ağa, bir kâhya, birçok Fellah, birçok mevsimlik işçi(ırgat)… Ağalar, tüm filmlerde olduğu gibi Cumhuriyet’in uzak kaldığı ya da pek duyulmadığı köylerde devlettir. Ve köylüler tüm filmlerde olduğu gibi tarifsiz birbirine benzer.

 

 ***

 

1950’ler sonu 60’lar başlarında Türkiye’de olduğu gibi Adana ili de göç kavramıyla sessiz bir meşguliyet yaşar. Bu meşguliyete ortam hazırlayan birinci etken tarımda makineleşmedir. Kırsalda ağanın toprağını süren- eken- biçen köylü, yavaş yavaş işsiz kalmaya başlar.   Ayrıca köyün itici ve kentin çekici özelliğinden dolayı yavaştan şehrin yolunu tutmaya başlar. Bu yeni dönem de Adana, sosyolojik bir evrim olarak kentli kavramıyla karşılaşmıştır. Adana’da hayat, Seyhan Nehri, Sular, İstiklal, Reşatbey, Büyüksaat, Tepebağ, Karasoku arasında geçerken; ayrı bir giyimi, kuşamı, söylemi, bakışı ve yaşayışı olan merkezle  kenar arasında alt ve üst sınıflar arasında derin kast kurallarının olmadığı ve ilişkilerin yaşanabildiği ender kentlerden olmuştur.

 

Adana’yı meşgul eden ikinci etkende YOL’dur. Anadolu yollarla birbirine bağlanır. Adana, bir yandan Gülek Boğazı ve Gâvur Dağları ötesinden aşılıp gelenleri, bir yandan da kendi kırsalından yeni misafirlerini sıcak ve nemli toprak kokusuyla ağırlamayı ve bereketini paylaşmayı ister. Dışarıdan gelenler mevsimlik ırgattır. Bugün var, yarın yok…

 

Kente inen yerli ve yabancı Adanalı, 1960’lı yıllarda bu kentle yaşamsal üç noktadan bağ kurmaya çalışır; biri aş, biri barınma, biri de korunma. Ancak duygusal bağ kurmaya çalışsa da kente; besleyebildiği sadece bir UMUT’tur. Adanalı, bir yandan aradığını bulamayınca haykırışını, Orhan Abi’sinde, Batsın Bu Dünya, Hatasız Kul Olmaz la dile getiren bir arabesk manzumesidir. Bir yandan da, 1960’lı yıllarda tüm dünyada esen sol rüzgârla bir işçi kimliğidir.

 

Adanalı, kenar mahallelerde emek, sınıf ve solu Yılmaz Güney’de bulur. Ve Adana’da artık sokak,  Yılmaz Güney’dir. Daha önce herkesin az çok Türkmen, Arap, Kürt, Nusayri, Alevi, Sünni olduğu bu coğrafya, artan nüfusuyla sınırları yaşamsal olarak belirli; ilişki bakımından belirsiz bir kente bürünmüştür.

 

30’lu 40’lı ve 50’li yıllarda zenginini ve fakirini bir arada büyüten ve paylaştıran; 60’lı yıllar ve 70’li yılların başında yazlık sinema ve pavyon gibi ortak mekânların paylaşıldığı, aile kavramının her yerde kutsal olduğu, delikanlı abilerin, kabadayıların saygı gördüğü ve hatta psikopatını dahi kendi dünyasında muhafaza eden Adana, 80’lerden itibaren yavaş yavaş ayrışmaya başlamıştır. Yani Adana, daha politiktir hayata karşı.  Ve zamanla Adana’da halk, taleplerini ve ekmeğini devlet yerine koyduğu ağasından beklerken, şimdi kendini devletiyle karşılaşmaya bırakmıştır.

 

***

 

80’li yıllar Adana üzerinde bir kara buluttur. Türkiye’de kent nüfusu Cumhuriyet’ten itibaren ilk defa kırsal nüfusu geçmiştir. Bu sebepler; kâh Turgut Özal’la ortaya çıkan yenileşme süreci, kâh daha iyi bir yaşama düşüncesi, kâh kırsalın önemsizleşmesi, kâh Güney Doğu bölgemizde yaşanan terör ve şiddet olayları…

 

Ancak hangi sebepten olursa olsun Adana gidenlerin bir şeyler götürdüğü, gelenlerin yoksulluk getirdiği kenttir. Ve artık Adana’da kimlik, ne yereldir ne de evrensele yakındır. Bir anlamda biraz köy, biraz metropol, biraz kozmopolit. Adana, bir güney ve bir kuzeydir... Biri yatay, diğeri dikey iki gecekondu şehir…

 

 ***

 

Ve sonrasını biliyorsunuz;  yıl 2011 Adana halen aynı yerde. Ve bir kentte olmaması gerekenler Adana’da karşımızda devasa bir şekilde duruyor. Ya çözüm…

 

***

 

Adana’nın geçmişteki ve bugünkü sorunlarına ve sorumlularına fazla dokunmadan, kısır kavgalara girmeden çözüm noktalarını yine Adana’nın coğrafyasında yatan öncelikli alternatiflerde aramak gerekir.

 

***

 

1inci öncelik: ‘’Farklılıklar zenginliğimizdir’’ ifadesiyle Adana’yı hem doğduğu hem doyduğu hem de ikisine sahip insanları, kentin dokusuna, çevresine, ekonomisine, kültürüne, sistemine ve herşeyden önemlisi geleceğine sahip çıkacağı aidiyet (kimlik) duygusunu kazandırmaya çalışılmalıdır. Bunun için yapılması gerekenler arasında şehrin nüfus yoğunluğu fazla olan bölgelere kurulacak mahalle evlerinde kendisini Adanalı (Adanalıyık) hisseden her bireye, şehrin imkânlarından, geleceğe dair yatırımlardan, kadınlara ve çocuklara yönelik faaliyetlerden, etkinliklere kadar birçok şeyin yer alacağı rehberlik ve kentlilik bilinci çalışmaları yapılmalıdır. Ayrıca farklı kimliklerin akil adamları mahalle toplantılarıyla bu kente yeni bir dinamizm kazandırabilir. Valilik tarafından organize edilecek bu çalışmalara, bu kentten kazanç sağlayan oda, oteller, bankalar vs. kuruluşlardan da yardım sağlanmalıdır. (Bu konuda çalışmalar yapılmakta olduğunu görüyoruz. Ancak yetersiz olduğu ve bunun kentte ciddi bir heyecan oluşturması için bu işin bir ritmi olmalıdır diye düşünüyoruz)

 

Adana kültürüyle birlikte anılmaya başlayan ve şehrimizin tanıtımında önemli yere sahip olan Altın Koza Film Festivaline kentli olarak hepimizin sahip çıkması gerekmektedir. Festival etkinlikleri Adana kimliğinin oluşturulmasında ilk neticeyi verecek verilere sahiptir. Ancak festivalin 1969’dan itibaren yapılmaya başlanmasına rağmen makul bazı nedenlerle zaman zaman iptal edilmesi dışında, çoğu zaman unutulması ya da yapılamaması ve kent insanın ciddi anlamda yeterli destek vermemesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun  olarak görülmelidir. Ve bilinmesi gereken bir diğer yanlışlıkta; “Adana’nın tanıtımı eksik yapılıyor” sözüdür. Adana’ya bizler tarafından sahip çıkılmadığının farkına varılmalıdır. Ve kentli olamamanın sancısıdır bu.

 

Kent kimliğinin hem ülke genelinde hem de Adana’da uzun vade de yerleşmesi için başta MEB olmak üzere tüm sivil ve özel eğitim kuruluşlarının da yer alacağı ortak akıl çalışmalarıyla şehirleşme/kent/kent kültürü derslerinin verilmesine ve bu alanda akademik çalışmalara başlanması gereklidir. Ayrıca radikal bir düşünce de olsa kente karşı işlenen suçların Anayasa ve TCK yasasında ciddi bir şekilde yer alması gerekmektedir.

 

***

 

2nci öncelik: Adana’nın çevresel, tarihsel, ekonomik ve sosyal yönlerinden kendisini hissettiren bir şehir kimliğine kavuşturulması için hem bütün hem de bağımsız çalışmalara öncelikle başlanmalıdır. Bu çalışmalar kısaca şu şekilde özetlenmiştir:

 

Çevresel anlamda Adana, deniz, nehir ve yayla fırsatlarına sahiptir.

 

Yumurtalık – Karataş sahili, doğu/batı, kuzey/güney yollarla öncelikle iç turizme sonra da Orta Doğu turizmine açılmalıdır. Buna paralel olarak sıkıntılı olan otel yatak kapasiteleri arttırılmalı, kuş cenneti ve kıyı bölgesinin bakir alanları korunarak gelecek vizyonu çerçevesinde değerlendirilmeli; bunun için ortak havuz oluşturularak reklam giderleri karşılanmalıdır.

 

Adana’nın mekânsal anlamda bir zamanların en atıl bölgesi belki de Seyhan gölü ve nehridir. Seyhan, zihinlerimizde daha çok yoksul Adana ile zengin Adana’yı birbirinden ayıran nehir olarak yer almaktadır. Bir Eskişehir, bir Bosna, bir Prag, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu doğal güzelliklerden hem maddi hem de manevi doyum almaktayken Seyhan, bunlardan biraz geride ve biraz mahrum bulunmaktadır. Son dönemlerde nehir kavramı Adana insanın bir parçası haline geldiği görülmektedir. Seyhan nehri ve gölü, ekolojk dengesi bozulmadan milli parklarla, su sporlarıyla ve niteliği olan kentsel konaklarla daha fazla değerlendirilmelidir.

 

***

 

Pozantı ve Aladağ, sıcak Adana yazlarına soğuk bir nefes aldıran mekânlardandır. Pozantı, İç Anadolu’dan, Akdeniz’e inen geçiş konumundadır. Kış aylarında kar yağışlarının görüldüğü bölge kayak turizmine alternatif olma gayretindedir. Dağ ve doğa turizmine (dağ yürüyüşü, bisiklet, atlı doğa yürüyüşü) uygun imkânlar sağlayan bölgemiz, yaylacılık turizminin de cazibe noktalarından biri olma özelliği vardır.

 

Aladağ, Adana merkeze yakın konumunda olan küçük bir ilçe niteliğindedir. Aladağ, şelalelerin, yaban hayatının, derin vadilerin, tarihi ören yerlerinin ve milli parkın bulunduğu bölge olarak yerli ve yabancı turistlerin misafirliğini beklemektedir.

 

***

 

Tarihsel anlamda Adana merkezde yapılması gereken en önemli iş; hayata geçirilemeyen Tepebağ Höyüğü çalışmalarıdır.

 

Tepebağ, yerleşim olarak 8000 yıllık geçmişe sahiptir. Ve burada kurulan devletler kenti Tepebağ etrafında uygarlık merkezi yapmışlardır. Roma, dünyanın faal en eski köprüsü olan Taşköprü’yü; Ramazanoğulları, Ramazanoğlu Halil Konağı, Ramazanoğlu Camii ve medresesini;  Osmanlı, Büyük Saati hep bu höyük üzerinde günümüze miras bırakmışlardır. Ve bu miras toprak altında kalan tarihi sur içinde kendisine dokunulmayı beklemektedir.

 

Batı yakasının Kuruköprü, doğu yakasının Seyhan nehri, güney yakasının eski askerlik şubesi ve kuzey yakasının Müze kavşağı noktalarının oluşturduğu ‘’Arkeolojik Park’’ kapsamında çalışmaları başlatılan Tepebağ’ın, Seyhan Nehriyle bütünleşerek festival merkezi olmasını ve ara yollarının mümkünse trafiğe kapatılmasını şimdilik kalbimizin ve zihnimizin derinlerine demirlemiş bulunmaktayız. Ve zamanı gelen genç neslin bunun talep edecek güce ulaşacağı inancındayız.

 

***

 

Ekonomik ve kentsel anlamda Adana’nın detaylı bir envanteri çıkarılarak gelecek 100 yıl sonrasının şehir planları oluşturulmalıdır. Örneğin, Adana’nın batı yönü Tarsus ve Mersinle yakın mesafede yer almıştır. Küçük ve çarpık bir atölye görünümde olan bu yön, daha toplu bir planla, devlet ve özel sektörle desteklenerek şehrin temel ihtiyacını karşılayacak hale getirilmelidir. Gelecek yıllarda Tarsus-Karataş-Yumurtalık sahil ve turizm projesi hayata geçirilirse buranın kent planın da çevre dengesinin bozulmamasına dikkat edilmeli, güney sahil kasabalarında kentsel dönüşüm projeleri hazırlanmalıdır.

 

Adana’nın doğu yönü enerji koridor hattı olan BTC’nin (Bakü, Tiflis, Ceyhan) gelecek vizyonu dikkate alınarak Hacı Ömer Sabancı Organize Sanayi bölgesinin verimliliği Orta Doğu ülkelerine yönelik olarak yeniden planlaması yapılmalı ve şehirleşmenin doğu hattı da bu şekilde dikkate alınmalı; sanayi bölgesinin konut ihtiyaçları da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

 

Adana’da dengeli bir nüfus yapılanması için kentin, güney, kuzey ve kuzey batı yönünde planlı büyümeye özendirici politikalara ihtiyacı vardır.  Bunun için öncelikle kuzey ve kuzey doğu Adana’da hem yeni orta büyüklükte yaşam alanları/şehir hazırlanmalı hem de alt gelir grubuna yönelik toplu konut açığı giderilerek Güney Adana’da ki nüfus yoğunluğu azaltılmalıdır. Adana çarşı merkezi olarak bilinen bölge ve onun güneyinde alt ve üst yapısı hazır yeni bir merkez oluşturularak sahile kadar uzanan bir hat üzerinden güney Adana yeniden kurularak nüfus yoğunluğu merkezden çevreye doğru dağıtılmalıdır.

 

***

 

Adana’nın merkezi olarak bilinen bölge, sağlık üssü konumuna getirilmiş ve şehir otelleri yapılmış;  Tepebağ ve Seyhan nehir festivalleriyle kültürel ve sanatsal alanlarla zenginleştirilmiş; kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısında farklı ama bir heyecanlar yaşanmış; tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri korunmuş ve sosyal hayatı canlı bir Adana herkesin hayalidir. Ancak bu kentte yaşayan herkes ne kadar kent bilincine sahip ya da bilinçli olanların kaçı etkili gibi sorular beynimizde meşguliyet içerisinde yer alırken, Adana’ya dair içimizde biriken özlemler, sitemler, sevdalar, acılar ve söylenecek çok söz var.

 

Çünkü, geleceği kurgulama zorunluluğumuz, bizi 20 yıl öncesinden ziyade günümüzün diğer şehirleriyle kıyaslanma ihtiyacımız ve halen Türkiye’de kırsalda yaşayan yüzde 25’lik bir nüfusun kente olan göçün yaratacağı yeni kaygılarımız bu soruları ortaya çıkarıyor.

 

Ve son söz olarak diyoruz ki;  Adana, ya cesur, radikal ve vizyon kararlar alacak ya da Adana’da kentleşme, çıkmaz bir sokak olacak.

 

KAYNAKLAR:

(1)  Behçet Çelik, Adana’ya Kar Yağmış, İletişim Yayınevi, İstanbul, 2006, s.7.

(2)  Gülsüm Depeli, Türk Sineması’nda Doğu Anadolu 1960 – 1990 Yılları Arasında Köy Filmleri,  Ankara- 2003, acikarsiv. ankara. edu.tr/browse/448/745.pdf

 

dusunce@otekiturkiye.org

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...