Öteki Türkiye

SOL’A YENİ BİR “TİP” LAZIM

6 Eylül 2015 Pazar, 23:49 SİYASET

Bu yazı Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu, eksik ve etkisiz kalan evrensel, yerel ve terimsel SOL’ u konu almıştır. Sol algımız ise; toplumsal yaşam ve ekonomik bakış olarak sosyalist değerlere az, çok ya da tam sahip SOL’dur.  Günümüzde sayıları bir hayli kalabalık olan ama niteliksel anlam ifade edemeyen Türkiye SOL`u, bir zamanların mecliste güçlü bir siyasal muhalefetini yapan Türkiye İşçi Partisi gibi kurumsal bir siyasal kimliğe ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle yazımızda Türkiye İşçi Partisi üzerinden SOL’un geleceğine dair (belki bir umut) düşüncelerimizi de paylaşmaya çalışacağız. Bu yazıda TİP’in özne olmasındaki gerekçemiz ise, SOL’umuzun hem fikirsel hem de eylemsel olarak bölünebildiği kadar bölünmesidir. Bu yüzden Türkiye’de sosyalist değerleri savunarak siyasal anlamda temsil edilme yeteneği kazanarak mecliste yer almış olmasıdır. Yazımızda yöntem olarak, SAĞ’dan  SOL’dan soruları SOL’dan SAĞ’dan cevaplamaya çalışacağız. Ve konumuz SOL gibi geniş yelpazeli bir kavram olduğundan belirli bakış açısındaki sorularla yazıyı yönlendireceğiz.
 

ÖTEKİ TÜRKİYE: İlk soru cümlemiz şu olsun: Terimsel anlamda “SOL” ne demektir?


SELÇUK TOGAL: Öncelikle röportaj konusuna uygun olarak “SOL” kavramını siyasal anlamda değerlendirmek daha yararlı olur. 1789 Fransa Meclisi’nde burjuva sınıfına karşı ama halka yakın duran; meclis başkanın solunu mesken tutan ve radikal (yenilikçi) kararlar alan kişilerin oluşturduğu grup olarak sembolize edilen siyasal harekettir. Ve bu kavramın içerisinde farklı başlıklarla kendi türevlerini oluşturduğu siyasal değerler toplamı.

Ö.T.: Devrimci sol, demokratik sosyalizm, sosyal demokrasi, nasyonal sosyalizm, komünist gibi türevler ve inişli çıkışlı ilişkiler mi?

S.T.: Evet ve daha fazlası…

Ö.T.: SOL’un çıkış kaynağı neresidir?

S.T.: Geniş anlamda değerlendirmezsek Avrupa diyebiliriz.

Ö.T.: Avrupa’daki görünümü nedir?

S.T.: “SOL” cenahta devrim kapitalist ülkelerde yani Sanayi Avrupa’sında gerçekleşeceğine dair bir inanç vardır. Çünkü hem devrimin en büyük kitlesi fabrika işçisi (Marks’ın ifade ettiği nitelikli kitle) hem de sermayenin babası olan patronun kallavisi bu coğrafyada vardır. Doğal olarak Avrupa, devrim için nitelikli kitleye sahip durumdadır. “SOL” un Avrupa’daki devrim yürüyüşü eylemsel olarak 1848 İhtilali’yle ortaya çıkmıştır. Bu dönemde emekçilerin (proletarya), egemen güçlere karşı yürüttüğü toplumsal ve siyasal mücadelede daha yaşamsal haklar kazanmaya yönelik eylemler yapılır. Ve yine 1848’de Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto’yla sınıfsız bir toplum ideali, ihtilâlleri fişekleyen unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Marx’ın ifade ettiği, Avrupa’da dolaşan “komünizm hayaleti”, çok da organize olamasa da dünyaya yeni bir değişimin öznesi olarak “SOL” u tanıtmıştır. Ayrıca İngiltere’de işçi sınıfının organizasyonu olan Çartist Hareket’te “SOL”  için önemli bir öznedir.

Ö.T.: Organize olamamasının nedeni, sanırım burjuva sınıfının 1789’da halk (işçi, köylü) ile gerçekleştirdiği devrim yürüyüşündeki birliktelik bu sefer halkın güçlenmesi karşısında burjuva tarafından kendi egemenliğine bir tehdit olarak görülmesidir.

S.T.: Evet.

Ö.T.: Sanırım kısa bir zamandan sonra uzun bir siyasal mücadele daha var.

S.T.: “Dünya’da en uzun koşuysa devrim” bu yaşananlar, ilk yüz metresiydi devrimin. Sonra 1917 Rus Devrimiyle “SOL” a yeni bir dinamizm geldi. Rus Devriminden itibaren 1960’lı yıllara yani 68 kuşağının yaşandığı dönemlere kadar “SOL” un evrensel anlamdaki ve şimdilik son büyük heyecanı yaşanmıştır.

Ö.T.: Peki “SOL” un dünya siyasal tarihindeki yeri nedir?

S.T.: Eğer antik dönemde yaşanan “Spartaküs” hareketi gibi bir başlangıcın dışında tarih vermek gerekirse; modern anlamda “SOL” 1917 Rus Devrimi’yle ideolojisini pratik olarak uygulanabilirlik seviyesine getirerek siyasal tarihte yerini almaya başlamıştır. Ve aradan geçen zaman içerisinde ‘’halk, demokratik, sosyalist” sıfatları bulunan devletler bu siyasal eğilimlerle yönetilmişlerdir. Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan genel bir ifadeyle bu “SOL” ülkeler ve siyasal partiler, dönemin Sovyet Komünist Partisi tarafından da beslenmiştir.

S.T.: Siyasal SOL devrim, Rusya’da ortaya çıktı. Ve işçilerden ziyade Rusya’da en geri toplumsal kademelerden olan köylüler tarafından başlatıldı. Köylüler Marx’ın ifade etmeye çalıştığı niteliksel kitle olmasalar da bu durum SOL’un kaderine yazılmış bir yazı olarak tarihte yerini almıştır.

Ö.T.: Peki SOL, Avrupa’da devrim yapmış mıdır?

S.T.: Devrimden ziyade varoluş gerçeği olan kapitalizmle evlilik yapmıştır. SOL’un Avrupa’da kapitalizmle olan ilişkisinde “sosyal demokrasi” adı verilen bir kavram doğmuştur.

Ö.T.: Peki evrensel SOL üzerine son söz olarak; SOL,  bugün dünyanın neresinde ve nasıl duruyor?

S.T.: Niteliksel ve canlı bir kitle olarak SOL’un daha çok Latin ülkelerinde yaşadığına inanmaktayım. Bununla birlikte herhangi bir dünya ülkesinde yaşanan sosyal politikalardaki özgürlük ve adalete aykırı uygulamalar bir şekilde dar alanda kitlesel tepkilerle ya da en son yaşanan Arap Baharıyla ve Wall Street olaylarıyla SOL, geniş kitle hareketleriyle kendisini hissettirmektedir. İlerleyen yıllarda küreselleşme karşıtı eylemlerle daha farklı şekilde karşımıza çıkacaktır diye umuyorum.

Ö.T.: Peki SOL’un kendi içinde bölünmesinin realitesi nedir?

S.T.: Birincisi SOL`un devrim yürüyüşü için teorik yapının henüz tamamlanmamış olmasıdır. İkincisi ise özgürlükçülüğün temel alındığı SOL dünyada aşırı fikirsel özgürlük hoyratlığı, SOL hareketlerin darbe yemesinin temel nedenlerindendir.

Ayrıca SOL alternatif demektir. Ancak bu alternatiflik daha çok kendi içinde kendisine karşı olarak ortaya çıkmıştır. Yani SOL, kapitalizm canavarıyla mücadele ederken içerideki Brütüslerden de darbe yemiştir. Bu algı, SOL’a kapıdaki düşmanı yaratmıştır. Aslında bu iki bakış bir paradigma yaratıyor. Bir yandan SOL hareketler, kendi SOL türev bakış açılarını tek tip görürken diğer yandan ve çoklu bakış SOL’un kısır çekişmelerinin ana nedenleri olarak durmakta.

Ö.T.: Kısaca SOL’un tarihsel devinim içerisinde fikirsel olarak aşırı hoyratlığını artık bir dinginliğe ya da soğukkanlılığa bırakması gerekiyor. Parçalanmışlık, SOL’un evrensellik niteliğine vurulan en büyük karşı devrimdir. Dünyanın bir yanı giderek kapital küreselleşme yaşarken SOL, dünyanın diğer yanını kendi çizdiği evrenselliğe dönüştürecek en etkili özne konumundadır. Ve SOL, bunun ne kadar farkındadır bilinmez.

S.T.: Kesinlikle katılıyorum. Yani artık SOL’un terminoloji üretmekten vazgeçmesi gerekir. Ve dünyanın kendisine ihtiyacı olduğuna inanmalıdır.

Ö.T.: “SOL” un metodolojisine girmeden bu kavramın Türkiye’deki tarihsel kökeni hakkında ne söyleyebiliriz?

S.T.: Bizde ki tarihsel sürece değinmeden önce şunu belirtmekte fayda var: Osmanlı toplumsal ve siyasal yapı, ağırlıklı olarak toprak üzerinde şekillenmiştir. Toprak üzerinde egemen olan devlet-saray (buradaki bürokrasi daha çok askeri kanat ve padişah etrafındaki memur sınıfıdır) gücüyle birlikte devletin dinsel yapısından dolayı ulema sınıfı tarafından şekillenen bir yapı söz konusudur. Bu sistem geleneksel yapıyı hâkim kılmıştır.

Bu yapı, devlet endeksli olarak ortaya çıktığı için burjuvasız bir kavgada Osmanlı toplumunda SOL’un ve diğer düşünce farklılıklarının da varlığını engellemiştir. Doğal olarak Türk Sol’u zayıf arka plana ve zayıf pratik alana sahip olmuştur.

SOL’un Osmanlı Devleti’nde fikirsel ve eylemsel ortaya çıkması, Marksist literatürde yer alan  “ezilen ulus milliyetçiliği” kavramının azınlık cemiyetlerinde özellikle de Ermeni anasırlarda milliyetçiliğin körüklenmesiyle mümkün olacaktır. Dağılmakta olan imparatorluğun Türk bakiyesinde ise bu durum, cemiyetlere içgüdüsel olarak “Cemiyet-i Fesadiye” gözüyle bakılmasına neden olacaktır. Yine aynı şekilde Batı tipi sermayedar gibi olamasa da gayrimüslim olarak değerlendirdiğimiz Ermeni, Rum ve Musevi tüccarlar Osmanlı’da burjuvanın öncüleri olacaktır.

Bunun dışında Osmanlı’da geç gelişen fabrikalaşma (Batıyla kıyaslanamayacak kadar küçük de olsa) SOL’un temel öznelerinden olan işçi sınıfının çeşitli fabrikalarda 19. Yy. son yarısında başlattığı eylemler ve grevler ilk lokal devrimsel deneyimler olacaktır. Yüzyılın sonlarına doğru Amele-i Osmanlı Cemiyeti adlı ilk örgütsel sendikacılık ortaya çıkacaktır.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte SOL kavram, işçi grevleriyle tekrar sokağa inecektir. Devletin İstanbul, İzmir gibi önemli kentleriyle beraber sanayi kentleri ve Manastır, Selanik gibi Rumeli topraklarında işçi grevlerinin yoğunlaşması iktidarı yarı ele geçiren İttihat Terakki’nin tepki duymasına neden olacaktır. Özellikle bu yıllarda Osmanlı Sosyalist Fırkası, İştirak Gazetesi ve Hüseyin Hilmi, Osmanlı dünyasındaki SOL muhalefetin temel özneleri arasında yer alacaktır.

Daha sonraki süreçte Devlet-i Aliyye’nin ve yeni Türk Devleti’nin içinde bulunduğu siyasal, toplumsal ve ekonomik durumla birlikte kitle ya da örgütsel bağın zayıf olduğu Osmanlı millet sisteminde SOL ve türevleri Osmanlı coğrafyasında silik bir hayat yaşayacaktır.

Ö.T.: Yeni Türkiye’de kurumsal sol nasıl ortaya çıktı? Ve Türkiye İşçi Partisi’ne gelinceye kadar hangi sancıları çekti?

S.T.: Yeni Türkiye, bildiğiniz gibi ilk Büyük Savaş sonrası kapitalist Batılı ülkeler tarafından işgale uğrayan Osmanlı Devleti’nin devamı olarak ortaya çıktı. Yeni Türkiye, eski bir savaş sonrası doğdu. Ve doğunca yeni bir savaşın içinde buldu kendini. 1919’da başlayan bu yeni savaş, 1922’de Kurtuluş Savaşı olarak son buldu. Bu tarihler imparatorluk Türkiye’sinden ulus Türkiye’sine geçiş yıllarıdır. (Marks’ın ulus görmemesine rağmen)

Yine aynı yıllarda Türkiye’yle ortak düşmana sahip Sovyet Rusya arasında çıkar birlikteliği iki devleti resmi ve özel anlamda birbirine yaklaştırır.

Resmi anlamda, iki ülke arasında 16 Mart 921’de Moskova Antlaşması imzalanarak kısmen birlikte hareket etme, yardımlaşma gibi prensiplere varılır.

Ö.T.: Bir anlamda stratejik zorunluluk.

S.T.:  Kesinlikle evet diyebiliriz.  Özel anlamda ise, milliyetçi İttihat Terakki çıkışlı Mustafa Suphi ve Ethem Nejat (milliyetçi İttihat Terakki çıkışlı) gibi yoldaşlar ve Şefik Hüsnü yeni Türkiye’nin Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası ve ilk TKP sinde. Sosyalist Enternasyonal’in desteği ve temsilcisi olarak üçüncü dünyaya örnek olması beklenen Kurtuluş Savaşı’na destek amacıyla Anadolu’ya gelirler. Mustafa Suphi, Milli Mücadele’nin başlangıç yıllarında “komünist” damgasıyla bir düşman olarak görülür.

Ö.T.: Temel düşman olarak görülmede sanırım din olgusu yer alıyor.

S.T.: Doğrudur. Çünkü Emmanuel Tod, “İmparatorluktan Sonra Amerikan Sisteminin Çöküşü” adlı eserinde; Çin ve Rus toplum yapısında dinin üst bir önem ve ihtiyaçta olmadığı için komünist devrimin başarılı olduğuna dair bir ifadesi vardır. Birçok toplumda sosyalizmin ya da komünizmin dinin yerini alan bir değer olarak ortaya çıktığı sanrısı ya da algısını özetler aslında. Ayrıca bu ifade Türkiye’de SOL’un daha geniş anlamda sosyalizmin geleceğine dair bir ışık tutmakta. Türkiye de sosyalist bir devrime Türkiye toplumunun “genel bir karşı bakışını” da ifade etmektedir. Komünizmin ya da sosyalizmin din yerine konulacağı SOL’un düşmanları tarafından iyi kurgulanmış propagandadır. Ve bu bakış sosyalizmin diğer ilkelerine hiç değinmeden toptancı bir karşı çıkışın temel nedeni olmuştur.

Ö.T.: Mustafa Suphi’den devam edersek.

S.T.: Devamı malum, 1921’de yeni Türkiye’deki ilk siyasal cinayetlerinden birinin maktulu olarak anılacak talihsiz bir özne durumundadır. Yani yeni rejim, bütünün farklı şekillerde ya da renklere bölünmesini istememektedir. Daha sonraki süreçte inkılâpların yerleşik bir düzen kurma zorunluluğundan dolayı Takrir-i Sükûn örneklerinde olduğu gibi birçok siyasal hareket resmi ideoloji tarafından bertaraf edilecek.

Ö.T.: SOL’un Türk Kurtuluş Savaşı’nda Moskova endeksli SOL var. Ancak SOL daha sonraki yıllarda ulusal bir değere bürünerek SOL Atatürkçülük olan Kemalizm’i nasıl ortaya çıkarmıştır?

S.T.: Az önce SOL’un Avrupa’da kapitalizmle olan ilişkisinde sosyal demokrasi adı verilen aslında kapitalizmin makul gösterilmiş hali  doğmuştur. SOL’un yeni Türkiye’de ulusallık kavramıyla olan ilişkisinden Kemalizm doğmuştur. Örneğin Kemalizm’in temellendirilmesinde ve daha sonra ki 60 İhtilali’nin fikirsel yolunu açan Şevket Süreyya Aydemir ya da “Kadro” ekibinin büyük bir kısmı eski TKP’li ya da Marksist-sosyalist değerlere sahip kişilerdi. 1920’den yaklaşık 1960 İhtilali’ne kadar SOL, Kemalizm’e eklemlendiği müddetçe kendi değerlerinden olan evrenselleşmeyi unutmuş zamanla ulusallaşmıştır. Bunun dışında kalan SOL ise, her türlü örgütsel anlamda yer altına çekilmiştir.

Ö.T.: Peki SOL’un Kemalizmle olan ilişkisinde sonuç ne olmuştur?

S.T.: Yeni Türkiye ve onun temel resmi ideolojisi olan Kemalizm’in temel çıkış yollarından olan halkçılık ve devletçilik sosyalist bir ekonomiyle benzerlikler taşır. Buradaki halkçılık SOL literatürde yer alan imtiyazsız ya da sınıfsız toplumu öngörür. İnkılâpçılığı da devrimcilik olarak görürsek geriye kalır laiklik. Onu da bilimsel sosyalizmle eş değer kılabiliriz. En azında teorik benzerliklerden yola çıkarsak böyle bir bağ kurulabilir. Ancak bu benzerlikler ulusallık ya da resmi ideoloji baskısından dolayı pratikte ciddi farklılıklar yaşanmıştır.

Ö.T.: Peki pratik ve teorik farklılıklar bir sorun yaratmış mıdır?

S.T.: Yeni Türkiye’de SOL Kemalizm, çağdaşlaşma sürecinin kaptanlığını yapmıştır. Bu durum Tanzimat döneminin ürünü olarak Batı karşısında ezik olmanın da etkisiyle Batılılaşma ya da yabancılaşma kavramını ironik bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Örneğin resmi anlamda merkeziyetçi ama pratik anlamda Adem-i Merkeziyetçi olan Osmanlı devamında Fransız menşeili üniter yapının varlığı, geleneksel kökenli ve Şer’i hukuk dışında olamayan hukuk siteminden fazla kurtulamamış Osmanlı toplumundan, İsviçre Medeni Kanunu’nu adapte etmeye çalışan Türk toplumsal yapısı. Ve diğer pratik hayattaki uygulamalardaki çelişkiler. Kısaca SOL rüzgar, Türkiye’de ortaya çıkan yapılanmayı tam olarak idrak edememiş ve giderek ulusallaşmış bir SOL algısı ortaya çıkmıştır. Bu algı da ki temel beklenti, Kemalizm’in toplumsal restorasyonu sağlayacağı ve zamanla sosyalizme yönelebileceği hayali yatmıştır.

Ö.T.: Pratik hayattaki çelişkilere bir örnek verebilir misiniz?

S.T.: Yeni Türkiye ve onun yürütme gücü olan Halk Fırkası’nın “halkçılık” ilkesi doğrultusunda “Toprak Reformu” nu bir türlü niteliksel olarak gerçekleştirmemesiydi. Zaten bu da mümkün değildi. Zira Halk Fırkası’nda her zaman etkili olan bir toprak lobisi var olmuştur.

Ö.T.: Sanırım bu son paragraf cümleniz ayrı bir araştırma konusu. Peki biz yine SOL’a dönersek 60 İhtilali’ne kadar SOL’la ilgili genel bir ifadeyle ne söyleyebiliriz?

S.T.: 1920-1930 arası SOL, Türkiye’de beklenti içerisinde yer almıştır. Bu yıllardan itibaren ulusallaşan SOL (ya da Kemalizm markalı SOL) dışında kalan evrensel SOL, Takrir-i Sükûn Kanun’u kapsamında devletin güvenlik algısında tehdit unsuru oluşturduğu için kapatılır. Yalnızca SOL siyaset değil işçi hareketleri de grev haklarından mahrum edilerek zayıf bırakılır. Çünkü 30’lu yıllar Türkiye’de 1929 ekonomik bunalımı ertesinde yaşanan durgunluğu azaltmak amacıyla devlet kapitalizmi ya da devletin sermayeyi kontrol ettiği korporatist ekonomi çerçevesinde üretim gücünü sürdürmek amaçlanmıştır. SOL adına sancılı geçen bu dönemlerde etkin olan hareket TKP olmuştur. Ayrıca Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet gibi SOL değerler dönemin Aydınlık dergisinde yazarlık yapmaları üzerine sistemin gazabına uğramışlardır. Devrimin nitelikli sınıfını oluşturan aydınlarında zaman zaman tevkifatlar ve cezalara maruz kalması SOL’u illegal yapıya büründürmüştür. İllegal SOL’u besleyen en önemli etken Komitern’dir. Ulusallaşan SOL ise, daha çok akademik anlamda yeni ülkenin vakanüvistleri olarak akademik paye alacaktır.

Ö.T.: Peki bu dönemde SOL’un eşit şartlarda olmasa da kavga ettiği özne kim?

S.T.: Daha önce de ifade edildiği gibi temel ekonomik güç ya da burjuva devletin kendisi olduğundan işçi hakları sınırsız bir şekilde sınırlandırılmış, her türlü işçi hareketi kanunlarla yasaklanmıştır. 1940’lı yıllarda II. Dünya Savaşı’nın etkisiyle mevcut işçilerin seferberlik kapsamında yer alması kadın işçi sayılarını arttırmış, gelir düşüklüğü işçi sınıfını ya da birçok toplumsal yapıyı zora sokmuştur.

Ö.T.: Çok partili hayata geçişten sonra SOL, çok kültürlü demokratik hayatta yer bulabildi mi?

S.T.: Tek parti döneminin son yılları II. Dünya Savaşı’nın bitimine denk gelir. Gerek I. Cihan Savaşı’nın galipleri tarafından oluşturulan dış baskılar gerekse de savaşın ortaya çıkardığı sosyal ihtiyaçlar SOL hareketi tekrar ortaya çıkarmıştır. Tek parti döneminin son yıllarından DP’nin ise iktidar yıllarının tamamında Türkiye küresel kapitalizme bağlanmaya çalışılmış, NATO’nun bir ayağı olmuş yerli küçük burjuva küresel sisteme eklemlenmeye başlamıştır. Bu yapı Türkiye SOL’unun daha sert yaptırımlarla karşılaşacağı anlamanı geliyordu. SOL, demokratik ortamdan uzaklaştırıldıkça daha bir illegal yapılanmaya daha sert muhalefet anlayışa bürünmesi demekti. Yani SOL, özgürlük hareketinden doğmuşken antidemokratik yapılanmaya itilmiştir.

Ö.T.: 1960’larda Türkiye, SOL’a ne kadar yakındı?

S.T.: Öncelikle 1950’li yıllarda DP, Türkiye’deki liberal ekonomik sistemi temsilen SAĞ’da yer alan bir siyasal oluşum olarak iktidardaydı. Amerikan etkinliğinin arttığı bu dönemde SOL’un emperyalizmle olan kavgasında DP iktidarına cephe alınmıştı. SOL bu yıllarda sokak tabanı olan bir nitelikteydi. Yine aynı yıllarda DP iktidarını karşı bir devrim hareketi olarak gören ulusalcılar; akademik hayata hâkim olan elit aydınlardan, bürokratik geçmişi olan elit devlet emeklilerinden oluşmaktaydı. Bu iki SOL’u birleştiren temel özne DP iktidarı olmuştur. Bu süreç bir dönem SOL’u baskı altına alan bürokratik devletin SOL’u himaye etmesine doğru evirilmiş ve 27 Mayıs İhtilalı’nın alt yapısını oluşturmuştur.

Ö.T.: SOL’un Türk tarihindeki ciddi etkinlik göstermeye başladığı erken tarih 1960’lı yıllardır demek uygun mudur? Eğer uygunsa bu yıllarda SOL’un temel dinamikler nelerdir?

S.T.: Evet diyebiliriz. Çünkü bu dönem öncesinde SOL, gözle görülebilir bir şekilde ne sosyal ne de siyasal hayatın içine alınmamıştır. Yani Türkiye’de SOL, erken dönemini yaşamıştır. Bu erken dönem, SOL’un geleceği için fikirsel ve stratejik alt yapıyı oluşturmuştur. İkinci soruya ise çoklu cevaplar vermek uygun olur:

Birincisi; DP iktidarının bazı kesimlerde yarattığı negatif algıdan dolayı resmi ideoloji olan Kemalizm, onun milli yanı olan ulusal SOL ve taban örgütlenmesi eylemsel olarak güçlü olan evrensel SOL arasında bu yıllarda garip bir ittifakın kurulması evrensel SOL’a 60 İhtilali ve 61 Anayasası’yla bir döneme kadar sınırlı yaşam alanı yaratması. (Daha sonraki dönemlerde sistemin ya da CHP’nin koruyuculuğu ve imkânları altında SOL dernekler zayıfta olsa palazlanmışlardır)

İkincisi; Kentlere doğru başlayan 50li yıllardaki göç dalgası, hayata tutunamayanlarda acı bir arabesk yaratmıştır. Şehirlerde birikmeye başlayan işçiler, hayatın en önemli öznesi olmalarına rağmen edilgen durumda olamamaları. Şunu da belirtmek gerekir ki, kentlerde iş ve yaşam savaşına giren kırsal ve varoş kentliler değişimin öznesi olamamışlar ve kendilerine yeni bir vatan ve bir umutla “Acı Vatan Alamanya”yı ezik bir şekilde kabul etmeye dahi başlamışlardır.

Üçüncüsü; Askeriye ya da diğer güvenlik birimlerinde bulunan Baas tipi cunta; asker, bürokrasi ve aydın (elitist) kesim “Milli Demokratik Devrim”in gerçekleşmesi düşüncesiyle anarşizm ortamını oluşturmak için kendi hegemonyasındaki SOL gruplara örtülü destek vermesi.

Dördüncüsü; Türkiye İşçi Partisi’nin demokratik yollardan işçi sendikasına dayalı olarak 1961’de kurulması ve 1965 yılında yapılan seçimlerde 15 milletvekili ile TBMM’de temsil edilmeleri. (TİP üyeleri, 1970li yıllardan sonra yeni kuşak solculara ağabeylik rolü görecektir)

Beşinci ve en önemlisi; 68 Kuşağı’nı yaratan öğrenci hareketleri, Denizler, Yusuflar, Hüseyinler ve diğerleri…

Ö.T.: SOL’a siyasal etkinlik açısından bakmak gerekirse mecliste yer alan TİP’in temel dinamik noktası nedir?

S.T.: TİP, evrensel SOL literatürle büyümüş, büyüyünce de ulusal kimlik kazanmış bir hareket. Ulusal kimliğinden ötürü Türkiye’yi öznesi değişken olan bir emperyalizm savaşından kurtarmak amacıyla ve emekçi halklar olarak değerlendirebileceğimiz işçi, köylü vs unsurların haklarını savunan, adil paylaşım sistemi üzerine var olan aydınların önderliğinde demokratik bir siyasal hareket olarak yer almaktır. Laik Kemalizm’de bilimsel sosyalizmi gören TİP, ilerici aydın tipini de bünyesinde barındırmıştır.

Ö.T.: Türkiye SOL’u akademik, toplumsal ve örgütsel anlamda güçlü bir birikime sahip. Ancak SOL’un ya da bizdeki SOL’un geniş katılımlı ve temsili demokrasi sorunu var. Bu anlamda sosyalist SOL’un mecliste yer aldığı TİP’li yılları ya da TİP’i birkaç cümleyle nasıl değerlendirmek gerekir?

S.T.: SOL, bir anlamda toplumsal isteklerin dışa vurumudur. Düzenin bekâsına karşı toplumun yaşamak gibi bir kavgasıdır. TİP, her şeyden önce 61 Anayasası’nın SOL özgürlük ortamının devamlılığını sağlamak ve yaşanılan eski baskılara rağmen CHP’nin başaramadıklarına bir alternatif umuduydu. Örneğin bağımsız ekonomi için etkili bir milli burjuvazi, milli bir burjuvayla birlikte işçi sınıfı, milletin efendisi olmaya aday köylülere dağıtılması düşünülen toprak reformu, yurtta sulhu sağlamanın ihmal edilen yanı olan Kürt sorunu…

TİP, yukarıdaki temel hedeflere ulaşmak isterken en önemli sorun; asker- aydın sınıf, Kemalizm, proleter, demokratik devrim gibi öznesi çok olan ve belli olmayan sosyalist bir Türkiye…

Ö.T.: Sanırım TİP’in temel siyasal argümanı demokratik sosyalizm.

S.T.: Çıkış noktası demokratik sosyalizm. Ancak ilerleyen dönemlerde SOL, literatür kavgasından dolayı silahlı mücadeleyi yani “oy yerine kurşun”u savunan gruplarda ortaya çıkmıştır.

Ö.T.: 1960’lı yılların Türkiye siyasal ve toplumsal hayatı TİP’i zorunlu kılıyor sanırım.

S.T.: Kuşkusuz. Çünkü hem dünyada hem de Türkiye’de işçi eylemleri giderek yoğunlaşmış proleter devrimin ayak sesleri duyulmak istenmiştir. Ve TİP yöneticileri sendika geçmişi olan kişiler tarafından oluşturulmuştur. Örneğin Şaban Yıldız, Kemal Türkler, İbrahim Güzelce, Kemal Nebioğlu gibi sendikacıların ağırlıklı olduğu bir siyasal hareket. Ancak Mehmet Ali Aybar, rahmetli Uğur Mumcuyla yaptığı bir söyleşide: “TİP, sınıfının demokratik öncülüğü etrafında birleşen, tüm emekçilerin temsilcisi olduğunu söyleyen, onları iktidara getirmeyi amaçlayan bir partiydi” ifadesiyle işçilerin aydınlar tarafından yönlendirilmesiyle devrime demokratik yollarla ya da siyasal anlamda yasal olarak ulaşılacağına vurgu yapmıştır. Bu yıllar yani SOL’un zirve noktasında olduğu dönem aslında herkesin zor şartlar altında yaşam bulmaya çalıştığı yıllardır aslında.

Ö.T.: Peki hareketin diğer öncüleri.

S.T.: Yeni Türkiye’yi sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve birçok alanda dönüştürme projesi olarak değerlendirilen Kemalizm’e bağlılığı fazla olan aydınların etkinliğinde ki bir parti görünümünde. SOL değerlerle Kemalizm’i değerlendiren TİP, Türkiye’nin emperyalizmle (ki bu yıllarda Kıbrıs merkezli olarak ABD’nin Türkiye karşıtı tutumu, NATO’nun Türkiye’de ki etkinliği SOL milliyetçiliği tetiklemiştir), feodalizmle ve ekonomik sorunlarla kavgasında çıkış yolunu yine Kemalizm’le aşılacağına inanır. Ayrıca Kürt sorununa gerçekçi yaklaşan düşünceleriyle de bu alanda etkili olma arzusu olan bir parti. Partinin yurttaşlık kavramına olan vurguyla Alevi ve Kürt yurttaşlar arasında TİP’e sempati duyulmaya başlanacaktır. TİP’in doğu bölgelerimizde yaptığı mitingler esasen Türkiye’nin kangren sorununa bir çıkış yolu niteliğinde olmuştur.

Ö.T.: TİP sonrası Türkiye SOL’unu genel bir özetlemek gerekirse…

S.T.: 70li yıllarda SOL, Türkiye’de bir iç kavgaya girmiştir. Türkiye’de küreselleşme ya da kapital kavgasından ziyade devamı olarak algılanan sağ siyasetle ( ya da sol jargonla ifade edilirse faşist düzenle) kavga yoluna gitmiştir. Kitleleri harekete geçirme noktasında SOL’un ortak düşman göstereceği özne, milliyetçi cephe olmuştur. Ayrıca bu dönem karşıt, kopuk ve kutuplaşmacı toplumsal etkinliğin arttığı bir dönemdir. Toplumsal hareketlenmeler ilk defa siyasal organizmayı etkileyecek kadar güçlenmeye başlamıştır. Öğrenci ve işçiler, bu dönemde ABD, NATO, Kıbrıs gibi konularda emperyalizme karşı milliyetçi bir refleks gösterirler. Ancak 72’de darağacına üç fidanını veren SOL, yitik giden devrimi gelecek kuşaklara kahraman mitini bırakarak galibi olmayan yenilgi alacaktır. Siyasal etkinliğin merkezi olan TİP ise SOL’un tarihsel hastalığı olan, bölünmeyle uğraşmaktadır. MDD, YÖN, Dev-Genç, FKF gibi bölünmelerle birlikte sistemin göbeğinde ortaya çıkan “ortanın sol”u ile SOL’da “kim daha çok solcu” oynanmaktaydı. 80 Darbesi ile birlikte 24 Ocak Kararları en büyük felaketini yaşayan SOL`da müthiş bir baskıyla dışarıdakiler cezaevine, içerdekiler yer altına inecektir.

80 sonrası Türkiye toplumunda SOL, kendini anlatamama sancısıyla anarşizmle birlikte değerlendirilerek arabesk soslu bir acıya bürünecektir. Bu durumun günümüzdeki görünümü, 12 Eylül darbesinin yargılandığı ve sanırım toplumsal hafızada mahkûm edildiği bir dönemdir. Bu aslında SOL’un da belki silahlı eylemler açısından olmasa da legal siyasal ve sosyal hareketlenmelerin de affı anlamına geliyor. Özellikle de “Hatırla Sevgili” ve “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” dizileriyle.

Ö.T.: Son ve kısa bir soru ancak uzun bir cevap olarak; Türkiye SOL’unu bugün nasıl görmek gerekir?

S.T.:  SOL, “ilerici” kavramına fikirsel, “toplumsal hareketlenmelere” eylemsel  olarak en sadık siyasal harekettir. Ancak Türkiye’de çağa uygun söylemler benimsemekte ve uygulamakta bir o kadar zorlanan harekettir. Bugün AKP; ilkesel olarak siyasetin topluma inmesinde, etki ya da tepki bağlamında toplumun siyasallaşmasında önemli bir işlev görmektedir. Bu aslında Türk siyasetinde radikal demokrasi kuramının belirtisi anlamına gelmektedir. Ve bu kuram SOL ideolojisinin de uygulayabileceği bir alan iken SOL’un her zaman karşı olma ihtimalinde olduğu, muhafazakâr hareket tarafından gerçekleşmektedir. SOL’un hem kendisini hem de diğer siyasal oluşumları yaftalama siyasetinden kurtularak kendisine çok başlıklı olmayacak şekilde ve pratiği ütopik değerlerde aranmayacak biçimde öz eleştirisini hazırlamalıdır. Bu cümleyle bugün Türkiye’de SOL’u ya da SOL değerleri ifade eden:

Siyasal anlamda;

İşçi Partisi (İP) ve Ulusal Parti (UP) gibi nasyonalist hareketler, fikirsel anlamda bir faaliyetten öte gidemiyor. Her ne kadar Doğu Perinçek önderliğindeki İP, UP karşısında daha etkili olsa da İP’nin geleceği bir anlamda Ergenekon Davası sonucuna göre de yeni bir şekil almaya meyilli görünmektedir.

Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) ile Türkiye Komünist Partisi (TKP), Türkiye’de SOL’u birleştirme olasılığı en kuvvetli hareket olarak kendilerini görme becerisini kazandıkları an SOL, diğer siyasal, toplumsal ve eğitim alanlarında bir dinamiklik yaratacaktır. Bu iki partinin başlatacağı bir işbirliği örgütlenmesiyle birlikte hem Türkiye hem de evrensel anlamda Komitern tarzı okullaşma süreci gelecek dönem için bir umut olarak beklemektedir.

EMEP ve Kürt nasyonal sosyalist görünümüne giren BDP, Türkiye’den ziyade Kürt halkı üzerinde siyasal düzlem arayışına girmişlerdir. Özellikle de Eğitim- Sen ile tabanını genişletme potansiyeli olan bu partiler, hem SOL içinde hem de dışında siyasal etkinlik mecrasına girmişlerdir. Bu iki parti Kürt sorunu dışında taban oluşturmakta güçlük çekmeleri SOL değerlerdeki yerlerini oluşturacaktır.

Bu siyasal hareketler dışında SOL hareketi toparlayacak olan süreç CHP içerisinde çıkacak, sosyal demokrasi, ortanın solu ya da en uç düşünce noktasında Alevi kitle partisinin varlığıdır.

Ancak yukarıda meşru alan oluşturan siyasal anlamdaki SOL’un karşılaşacağı en önemli tehlike ise, çağdaş siyaset düşüncesinde toplumsal ifadelerin yasal bir alanda icra edilmemesidir. Zira demokrasinin öncül davranışlarından birini oluşturan siyasal hareketlerin kendisini ifade etme ilkesinin ihlal edilmesi durumunda baskıların ortaya çıkması durumunda SOL` un anarşist tavırların da zorlanmasıyla yer altına inme olasılığıdır.

Genel bir bakışla da ifade edersek;

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi geleneksel toplum yapısının güçlü olduğu Türkiye’de SOL, farklılıklar da aranmıştır. Örneğin CHP ve Atatürkçü endeksli kadın kuruluşları dışında sokakta SOL kadın olarak vardır. Alevi örgütlenmelerde hâkim olan unsur SOL’dur. İşçi eylemlerinde meydanlar SOL’undur. Gençlik olayları ve özellikle de Kürt sorununda SOL değerler hâkimdir. Yine özgürlükler penceresinden bakarsak devlet karşısında olan liberal SOL’dur.   

dusunce@otekiturkiye.org

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...