Öteki Türkiye
Dershanecilik  ... SELÇUK TOGAL

Dershanecilik ... SELÇUK TOGAL

6 Eylül 2015 Pazar, 23:51 SEKTÖREL

Öteki Türkiye olarak son zamanlarda haber değeri taşıyan “dershaneler kapanıyor mu?” gündemini, sitemizin sektörel bölümünün bu ayki yayın akışında yer vermeyi düşündük. Dershaneler ya da dershanecilik üzerine bir araştırma yapmak daha çok teknik veriler üzerinden anlam ifade edecekti. Bu yüzden yazımızı bir röportaj üzerinden yayınlamayı uygun bulduk. Özellikle dershanecilik derken; toplumsal algımızda daha çok yer alan, eski ÖSS/ÖYS yeni YGS/LYS ve SBS tabanlı dershanecilikten söz edeceğiz.

Ve sitemizin yöneticilerinin de birer dershaneci kimliklerinin olması nedeniyle röportaj tarzıyla konuyu içerden anlatmanın daha objektif ve sağlıklı olacağını düşünmekteyiz.

Bu yazımız da soruları www.otekiturkiye.org Editörü SAYIN TÜRKER TALHA GÜRIŞIK soracak, cevapları ise www.otekiturkiye.org  Genel Yayın Yönetmeni SAYIN SELÇUK TOGAL cevaplayacaktır.

TÜRKER TALHA GÜRIŞIK: Hocam, derin saygıyla merhaba.

SELÇUK TOGAL: En derin sevgiyle de merhaba güzel çocuk.

T.T.G.: Son yıllarda “dershanecilik” kavramının toplumsal algısına baktığımızda genel olarak bu kavramın içeriğinden ziyade, dershanelerin yasallığı, milyon dolarları bulan cirosu, kapitalistliği, kartelciliği, gariptir ki siyasi yönü, sömürücülüğü ve tuhaf rekabeti (hem kurumlar arası hem de kurum içi) gibi bazen haklı bazen de haksız tarafları ön plana çıkıyor.

Bu dershaneciliği nasıl okumak gerekiyor?

 

S.T.:  1869 yılında yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nde “Mekatib-i Hususiye” olarak ortaya çıkan tarihselliği de ön plana çıkaracak bir okumanın daha faydalı olacağına inanmakla birlikte; öyle günlük bir mantıkla bu kavrama yaklaşmanın sağlıksız olacağına inanmaktayım. Çünkü özel öğretim ya da en bilinen adıyla dershanecilik köklü bir algıya sahiptir. Bir de şunu belirtmekte fayda var, bu Maarif-i Umumiye Nizamnamesi kanununun içerisinde ağırlığı olan şey özel okullardır.


T.T.G.: Son kırk yılda artan nüfus, şehirleşme oranın yükselmesi, yaşanan ekonomik krizler ve terör ülke kaynaklarının verimsiz kullanılmasına neden olduğundan eğitimin niteliğini azaltmış; yığınlaşma merkezi sınav sistemini ortaya çıkarmıştır. Bu da doğal olarak ÖSYM adı verilen kurumu ortaya çıkarmıştır.

S.T.:  Bir de çok köklü bir geçmişe sahip olmasına rağmen sık sık sistem değiştiren bir yapı var ortada.

T.T.G.:  Peki zaman zaman ortaya çıkan dershaneler kaldırılsın gibi bakışları nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.T.:  İnce düşünülmüş bir bakış değil. Olaya daha çok reel yani hayatın içinden bakacak olursak altyapısı olmayan ve çözüm üretmeyen toptancı bir karşı çıkış olarak değerlendiriyorum.

T.T.G.: Yani.

 

S.T.: Akılda kalan dershanecilik, öncelikle sistemimizin verdiği zafiyetlerin etkisiyle  de ortaya çıkmıştır. Ayrıca dershanecilik bir sorun sonrası ortaya çıkan bir kavramda değil. Çünkü gelişmiş birçok ülkede merkezi sınavlara hazırlık, bilgi düzeyini yükseltmek ve okula yardımcı olmak amacıyla dershane anlayışı mevcuttur. Yani bu bir ihtiyaç meselesi…

Sonra dershanecilik, bazı kafalarda sosyal eşitliğe aykırı bir karşı çıkışı da ifade ediyor. Belki ülküsel anlamda bir noktaya kadar haklılık payı vardır. Ama bu sosyalizmle kapitalizmin kavgası… Kurarsınız ülküsel devleti biz de ülküsel vatandaş tipini sergileriz. Yani bu kavgada doğrudan bu sektörde çalışanları hedef alan bir mantık hatası var. Ayrıca dershanecilik, Türkiye’de birçok x,y,z endüstrilerinin yanında bir hiç…

T.T.G.: Toplumsal hayat içerisinde dershanelere ya da dershane öğretmenlerine karşı negatif bir bakışı yansıtan örneklere rastlanıyor mu?

S.T.: Büyüklerimizden ya da meslektaşlarımızdan duyduğum iki olay dershaneciliğe dair toplumsal algıyı ortaya çıkarıyor aslında.

Bunlardan ilki: Bir doktorun çocuğuna özel ders veren matematik öğretmeni arkadaşımız, dersin ilk gününde ücretin saat başı 50 TL olduğunu söylemesi üzerine, doktor bu rakamı çok bulmuş bunun üzerine arkadaşımız:  “Niye siz 10 dk. bakarak ilaç yazarken daha fazlasını istiyorsunuz gibi bir ifadesi olmuştu.

Diğeri ise: Eski ÖSS/ÖYS zamanında birinci basamak sınavında yeterli puanı alamayan bazı velilerin zaten çocuk kazanamadı ben de geri kalan taksitleri ödemeyeyim diyen veli yaklaşımı da var.

Bir de şunu belirtmek de fayda var; Türkiye’de öğretmenlik toplumsal anlamda saygılığını korumakla birlikte yaşam seviyesi, ekonomik gücü ya da en genel anlamda elitliği açısından birçok mesleğin gerisinde.

T.T.G.:  Görünen o ki, muhabbetimizin sadece birkaç dakikasında  dershaneciliğin  ortak akıl çevresinde değerlendirilemediği kanısı hakim. Hazır bugünlerde dershaneler kaldırılacak gibi bir gündem varken bu kavramı objektif bir bakışla masaya yatırmak için nereden başlanmalı?

S.T.: Öncelikle Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde sınav odaklı eğitim sistemi var. Ve vermiş olduğunuz eğitim parasız da olsa, herkese üniversite eğitimi verseniz de okullar arası kalite farkı bu rekabette sınavı kaçınılmaz kılıyor.

T.T.G.:  Yani dershaneciliği hayatın bir gerçeği olarak görmek ya da onu toptancı bir karşı çıkışla yok saymamak gerekiyor.

S.T.: İkinci olarak dershanecilik gerçek anlamda masaya yatırılmış bir konu değil. Ve bu konunun gündeme geldiği zamanlarda bile dershaneciliğin kendi sorunları yerine sistem adını verdiğimiz garip kavramın yanında konu farklı alanlara yoğunlaşmaktadır.

T.T.G.:  Peki dershaneciliğin temel sorunu nedir?

S.T.: Birincisi aidiyet meselesi. Dershaneciliğin nitelik ve niceliği ayrı bir tartışma konusudur ama bu işe kavramsal olarak bakmak gerekiyor. Yani dershanecilik bu eğitim sistemimizin bir parçası.

T.T.G.:  Burada sanırım hem resmi hem de özel bir tanınma talebi var. Aslında dershaneler hem resmiyette hem de özel anlamda var. Ama çok da ağırlığı olan bir tanınma yok diyebiliriz.

S.T.: Öncelikle dershane öğretmenlerinin sayısının 50 ile 100 bin arasında olmasına rağmen ve de MEB’in denetiminde hareket etmesine rağmen dershane öğretmenleri sendikal haklardan tamamen uzak. Ve sosyal devlet anlayışında devlet kendi bünyesindeki memuru korurken tamamen hakları yenmeye müsait dershane öğretmenlerine şimdilik sendikal haklar verilmiyor. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu bir takım düzenlemelere sahip ancak Türkiye’de birçok karar torba tasarıyla alındığı için bir takım boşluklar var.

T.T.G.:  İlginç bir bakış.

S.T.: Şimdi ortada devlete az veya çok vergi veren hukuksal bir sözleşme var. Ve burada devlet mekanizmasında kontrol edilen bir kurum var. Ama çalışanları çok da adil olmayan bir bakışla sendikal haklardan yoksun kalabilmekte.

T.T.G.:  Sanırım bu ifadeniz işin resmi kısmı. Özel kısımda vurguladığınız şey nedir?

S.T.: İlk örneğimiz şu: Eğer bir öğretmen aynı gün içerisinde bir dershanenin iki şubesi arasında ders veriyorsa yol masrafını kurumun ödemesi gerekiyor. Ancak bunu ne bilen var ne de uygulayan var. Bu anlamda özel olarak kastettiğim şey kendimiz yani dershaneler çok adil değil.

T.T.G.:  Peki özel dershanelerin örgütlenme durumu nasıldır?

S.T.: Türkiye’de birkaç tane kuruluş var. Ancak ne iş yaparlar nasıl çalışırlar o pek bilinmemekle beraber pek de etkili değildir. Örneğin bir ilde aynı özel örgüt içersinde yer alan dershaneler arasında tuhaf ve zaman zaman itici rekabet duygusu var. Bir de bu dershaneler birliği, öğretmenler tarafından pek bir anlam ifade etmiyor. Dershane öğretmeni, çalıştığı dershanenin üye olduğu birliği tanımıyor.

T.T.G.:  Sanırım bu öğretmenin eksikliğinden kaynaklanmıyor.

S.T.: Kesinlikle. Dershaneyle işbirliği yapan ana kuruluş öğretmenlere yönelik her hangi bir faaliyet yürütmüyor. Öğretmene dair bir seminer, en azından bir promosyon uygulamasıyla varlığını hissettirebilir. Ve benim bu konuda bir tespitim de şudur: Geçmişte dershanecilikte emek harcamış birçok büyüğümüzün ortak yönü, bu işten ciddi para kazanmaları ve bu dershanecilik için bir tek çivi çakmamış olmalarıdır. Yani bu sektörün ağabeylere ihtiyacı var. Ve bu dershaneciliğe dair sorunlar az ya da çok günümüzde de yaşanmaya devam ediyor.

T.T.G.: Bu bir ihbarname mi?

S.T.: Bu soruya bir fıkrayla başlangıç yapayım. Cehennemde her mesleğin ateşle dolu bir çukuru varmış. Ve burada o mesleğin kötü elemanları cehennem azabı çekiyormuş. Ve elemanlar çukurdan çıkmasın diye her çukur başında bir zebani bekler, baş zebanide çukurları ve zebanileri teftiş edermiş. Bir gün teftiş anında örneğin kötü doktorların bulunduğu çukurun başında ki zebani elindeki sopayla çukurdan çıkmak isteyenleri tekrar çukura atıyormuş. Sonra kötü berberler, mühendisler derken uzakta bulunan bir çukurun başında kimsenin olmadığını ve sorumlu zebanin el ense uzandığını görmüş. Hemen oraya giden baş zebani, neden görevli olduğun çukurun başında bulunmuyorsun diye sormuş zebaniye. O da sayın baş zebanim ben burada yıllardır görev alırım. Burası kötü öğretmenlerin olduğu çukurdur. Şayet birileri yukarı çıksa bile aşağıdakiler hemen onu geri çeker demiş.

Şimdi ortada kimisi çalışan kimisi patron yaklaşık yüz bin kişilik bir ordu var. Ve bunların arasında ki haberleşme, iletişim oldukça zayıf. Bu iletişim ama sendikalarla ama özel öğretim kuruluşları gibi sivil toplum örgütleriyle giderilebilir. Ayrıca ortada ciddi bir maddi güç de var. Buradan ciddi bir sinerji oluşturmak gerekiyor. Ve herkesin bir şikâyeti varken…

T.T.G.:  Peki dershanelerin ikinci sorunu nedir?

S.T.: Şimdi röportajın başında dershaneciliğin ortaya çıkmasında sistemdeki hatalarında etkisinden söz etmiştik. Yine sistemdeki hatalardan dolayı 2000li yıllardan sonra dershane sayısı arttı ve aynı şekilde öğretmen sayısı da arttı. Bu durum kalitede düşme meydana getirdi. Ve yaklaşık 10 yıldan beri işin ehli olanlarla olmayanlar halen bir tuhaf rekabet yaşamakta. Rekabete ortak olanların sayısı artınca bu işin hakkını veren kurumlarda doğal olarak bir darboğaza giriyorlar. Ve ciddi anlamda kaçak çalışan kuruluşların da varlığı, bu darboğazın nedenlerinden biri.

T.T.G.:  Yani dershane sektörü bir Brutus vakası yaşıyor.

S.T.: Evet. Bu iç kavgadan yola çıkarak dershanelerin temel sorunlarının üçüncü nedenine girersek yine bir Brutus vakası var. O da bizim bu sektörde dershane işleten birçok kişi ve kuruluş bir işletme yeteneğinden ve kurumsal kimlik anlayışından yoksun insanlar. Yani birçok kurum sahibi, ortağı ya da öğretmeni bir şehrin birbirine benzeyen soluksuz binaları gibi. Hep aynı, hep heyecansız…

T.T.G.:  Yani inovasyon sisteminden uzak bir durum.

S.T.: Kesinlikle. Dershaneler,  büyük kuruluşlar gibi düşünme yeteneğinden yoksunlar. Bakın resmi anlamda dershane öğretmenleri bağlı olduğu kurumun birçok işiyle ilgilenebiliyor. Yani bir AR-GE çalışması olmalı.

T.T.G.:  Gündemdeki soruyu ben de sorayım: Dershaneler kaldırılıyor mu? Ve buradan yola çıkarak dershaneciliğin geleceğine dair ne söylersiniz?

S.T.: Öncelikle hükümetin bu yöndeki gündem açıklaması, herhangi bir uygulama değil ama ilerleyen zamanlarda şartların gerçekleşmesiyle hedeflenen amaç diye düşünüyorum.

Devlet özel bir yasa çıkarırsa da kimse bunu engelleyemez. Ancak bu davranış mağduriyet yaratacağı için çok sağlıklı durmuyor. Ki böyle bir durum olsa bile dershaneler farklı yapılarla faaliyetlerini sürdürürler.

Şimdi dershaneciliğin geleceğine baktığımızda şunu söyleyebiliriz. Devlet sık sık üniversite sayısını ve kontenjanını arttırıyor. Bu durum birkaç yıl sonra dershaneye giden öğrenci sayısında bir azalma demektir. Ancak kontenjan ve üniversite sayısının artması 4 yıl sonra KPSS’ye olan müracaat sayısını da arttıracaktır. Bu süreç YGS/LYS dershaneciliği bünyesinde KPSS kursu anlamına gelir.

Ayrıca Türkiye’de ilkokullaşma oranı % 90 ile % 95 aralığında. Ancak ortaokullaşma oranı OECD ve Dünya Bankası raporlarında yaklaşık % 40lar civarındadır. 4+4+4 sistemi yakın bir gelecekte ortaokullaşma oranını da yükseğe çıkartacaktır. Bu da 12 yıllık kesintisiz eğitim sonrasında Türkiye şartları çerçevesinde üniversitelere talebi nitelikli ya da niteliksiz bir şekilde arttıracaktır. Yine yaşanacak rekabet dershaneciliği var edecektir.

T.T.G.:  Hocam bu röportajda dikkatimi çeken bir nokta var. Dershaneciliğin hep var olması yönünde bir düşünceniz var. Bu tespitim doğru mu?

S.T.: Yüzde yüz katılıyorum. Çünkü dershanecilik denilince olay kapitalizm, sosyalizm, cemaat, Atatürkçü gibi gereksiz noktaya gidiyor. Bu işe güzel heyecanlarla girmiş kurum sahipleri ve öğretmenler var. Tek amaçları, geçimlerini az ya da çok temin etmek, insanların yani öğrencilerimizin başarılarına ortak olmak (ki toplumsal anlamda veliler bizi bu eğitim sürecinde genel anlamda başarılı bulmakta) gibi oldukça insancıl duyguları yaşamak. Yani ben varsam bu dünya anlam kazanır. Tek amacımız var olmak. Ayrıca ben de bir evlat babasıyım ve ilerleyen yıllarda kendi çocuğumu da bu sistem içerisinde kısmen eğiticeyim.

T.T.G.:  Dershane mi okul mu gibi bir cümleyle başlayan soru cümlesi kursam ne söylersiniz?

S.T.: Bu bambaşka bir alan derim. Ve biz ortaya çok güzel bir cümle kursak bile birçok insan tarafından polemik yaratmaktan başka bir anlam ifade etmez.

T.T.G.:  Son söz olarak. Bir dershane öğretmeni ve Türkiye’nin temel sorunlarına farklı yaklaşım anlayışına sahip www.otekiturkiye.org’ nin Genel Yayın yönetmeni olarak dershaneler üzerine bir çalışmanız olacak mı?

S.T.: Dershane öğretmenlerinin en genel anlamda sendikal haklara kavuşmasını amaçlayan bir çalışmamız  şimdilik temel başlıklar üzerinde hazır. Ancak bu çalışmamız, 2013 yılının ortalarına doğru sitemiz üzerinden paylaşılacaktır.

T.T.G.:  Hocam; bilgi, tecrübe ve zamanınız bir kısmını önemli bir amaç doğrultusunda bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

S.T.: Aynı duygularla ben de teşekkür eder;  başarıların devamını dilerim.

dusunce@otekiturkiye.org

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...