Öteki Türkiye
Cehaletle Gelen Yalnız Adalet

Cehaletle Gelen Yalnız Adalet

6 Eylül 2015 Pazar, 23:56 AHLAK - HUKUK

BU YAZI TÜRKER TALHA GÜRIŞIK TARAFINDAN KALEME ALINMIŞTIR.

NASIL BİLEBİLİRİM?

NE BİLEBİLİRİM?

NE YAPMALIYIM?

Hukukçular Hala Hukukun Tanımını Aramaktalar?

Kant’a göre; “Eleştiricilik aklın durduğu anı gösterir, kendini konu edinen akıl, bilgi üreti­mine yönelik tutkusunu inceler ve yargılar. Ve Kant özeleştirisine şu boyutu kazandırıyor; gerçek yargılama, aklın güçlerinin eleştirilmesi tasarısından doğar, üstelik bu “değişmez ve ebedi yasalar adına” yapılacaktır. Aklın bu tür bir “özeleştirisi” yasallığı kabul edilecek olan bazı istekleri ile yanıltıcı ve temelsiz olarak nitelenecek istekleri arasında bir ayrım çizgisi çizme amacı taşıyacaktır. Öyleyse, hukuk eleştiricilik eleştirisi ile başlamaktadır” diye sözle­rini noktalıyor.

Kavramlar, her yerde ve her zaman neyi yapmamız gerektiğini değil, neyi aramamız gerektiğini içerir. Bilinçsiz bir “kavram”ın karşısında, “tanım aramak” bir bilinç ve irade işidir. Kendisi dışındaki tüm varlıkların adeta hazırcılığa dayalı davranışları karşısında, potansiyel olarak onu değil de bunu yapabilme kabiliyeti, yani özgürlüğü, insanı diğer varlıklardan üstün kılan yegâne bir özelliktir. Buna göre hukuk, özgürlüğün zorunlu bir fonksiyonudur; yani davranışın ahlaksal olarak eşsiz kıymeti, eğilimden dolayı değil, iradi bir iyilik yapıldı­ğında ortaya çıkar. Özgürlük prensibi, insanın her türlü dış etki ve güçten bağımsız olarak kendi kendine empoze ettiği bir yasayı ifade eder. Yani, hukuk yasası bakımından insan, hem yasa koyucu, hem yasa yapıcı hem de teba durumunda olduğu için, kendisinden başka bir varlığa itaat etmemiş olur. Bu sonuca ancak, “mükellefiyet ahlakı” ile varılır. Mükellefi­yetten dolayı yapılan bir eylem, ahlaksal değerini, onunla ulaşılacak amaçta değil, onu yap­maya zorlayan düsturda (maksim) bulur. Diğer bir deyişle, eylemi anlamlı kılan, onun teme­linde yatan “isteme’nin”, herhangi bir içerik tarafından değil, ahlak yasası tarafından belir­lenmiş olmasıdır. Bir eylemin değeri, özünde iyi olan niyete bağlıdır. Kant’ın düşünce kav­ramından bir çıkış yolu ile ilerlemek ve cevap bulma yolunda adım attığımız an da ise şu kritik kavram karşımıza çıkıyor.

İki tür yasa koyma-yasallığı, saf aklın eleştirisiyle güvence altına alınan doğa yasaları sistemi ile pratik aklın temellendirdiği özgürlük aracılığıyla yasa koyma-arasındaki uyum sorunu da, “Yargı Gücünün Eleştirisi” merkezinde yer alıyor.

Bu neticeler sonucunda hala, “ Hukukçular hukukun tanımını mı aramaktalar?”

Dünlerde ki Yalnız, “Adalet”

Kutsal kitapların bütünüyle başlayan bir kavramdı, adalet. Tarih boyunca da toplumlar tara­fından tartışılan ahlak ve din düşüncelerini içinde barındırıyordu. Adaletin yalnızlığı da bu çatlaklar neticesinde başlamıştı.

Bu çatlaklar arasında bir ses ise; “Adalet ile ilerlemeyi günlük hayat içinde bağdaştırabil­miş olarak yaşama adapte edilmesiyle” kanayan küçük bir yarayı durdurulabilir dedi.

Peki, bu bir çözüm müydü?

Düşünce kavramına bir kez daha baktığımız zaman adalet sisteminin 5 temel üstüne kurul­ması gerektiğini görmekteyiz. Bunlar;

Adaletin 5 temel unsuruna dikkat çekmek gerekirse de,

· Demokrasi,
· Hükümet,
· Bakanlar kuruluna başkanlık eden Başbakan,
· Parlamenter rejim,
· Muhalefet,

Bu doğrulular uzantısında hala demokratikleşme sürecinin ise ağır işlediğine şahit olmakta­yız. Ve bu ağır işleyiş sonucunda, sınıfların ortaya çıkışını izlemekteyiz. Burjuva, işçi sınıfı ve kölelik gibi.

Adaletin yalnızlığı da gitgide derinleşiyordu.

Peki, bir çıkış yolu var mıydı?

Belki de çıkış yolu şu düşüncedeydi;

“Adaletin ahlak sistemine bağımlı olması gerekir. Sistemin amacı, en yüce iyi’yi gerçekleş­tirmektir. Yani adaletle ulaşılabilecek hukuk sistemidir. Ama sadece hukuk, bu amaca ulaş­mak için yeterli değildi, yurttaş ve devlet anlayışı da gerekiyordu.”

Adaletin Gözleri Bağlı mıydı Yoksa Kör müydü?

Beyaz adam,

Özgürlük gibi adaleti de,

Bir kadın heykeliyle simgeledi.

Ama elinde terazi tutan,

Zavallı kadın,

Gözleri bağlı olduğu için,

Kendisine tecavüz edenin,

Kim olduğunu göremedi.
Sunay Akın

Adalet simgesi insanlık tarihi boyunca üzerinde en fazla durulan, hakkında sayısız teoriler üretilen ve aynı zamanda ahlaksal ve politik anlamda insanlığın ulaşacağı ideal bir durumu gösteren ve tanımlanması en güç olan kavramların başında gelmektedir.

Ve bu düşüncelerin ardında şu soru akıllarda soru işareti bırakıyordu: “Neden hem gözleri bağlı ve kadındı?”

Çağlar boyunca gözden kaçan ya da göremediğimiz bu sistemin adı neydi?

Ve ne var ki zaman çözücü etkisine rağmen asırlarca sürecek olan bir düşünceyi bugünlere taşımıştı. Etkisini zamanla da yaşayan bu kavram, belki de bir çağın sonunda aşılamayacak hale gelecekti. Soru işaretleri gitgide de artmaktaydı. Acaba yüzlerce yıl geride kalan bilgeler bu eserle insanoğluna neleri anlatmak istiyordu?

Belki de eleştirdiğimiz kadar yanılgıları içermiyordu? Ve doğruluğa ulaşmakta bir gizem olarak çağımıza ayak basmıştı. Ama yine de bir çözüm noktası yok gibiydi…

Bu çıkmaz düşünceler içerisinde, peki, sizce “Adaletin Gözleri Bağlı mıydı Yoksa Kör müydü?”

Aslında Gözleri Bağlı Olan “Özgürlüklerdi”

Yaşlı bir ağaçtan bir yazıt;

Özgürlük bir bedenle bütünleşmiş ruhtur. Beden de doğadaki diğer nesneler gibi mekanik olarak düzenlenmiş maddeden başka bir şey değildir.

Özgürlük, kendi kendisiyle barışıklık ve örtüşme halinde bulunan insanoğlunun durumu­dur.

Bu yüzden; “ekmek yiyerek, su içerek, bedenin hazlarına veriyorum kendimi ve pahalı haz­ları sadece kendileri açısından değil, sonuçları olan sıkıntılardan ötürü küçümsüyorum.” diyen ‘Epikuros’ un tanımında gizliydi özgürlük.

İtiraz Ediyorum

Doğruluktan emin olunduğunda, akıl da mutlu bir konuma erişir; onun için, apaçık olanın dışında hiçbir şeyi kabul etmemek yeterlidir; bu süreç, erişilebilir tüm bilgileri giderek ve gerçeklilik düzeni içinde biriktirmek amacıyla işler.

Bir elinde terazi, diğer elinde kılıç bulunan kadının düşüncesi;

· Adalette, tanıklardan aktarılan bilgileri, bilimsel bir yorum getirerek sorgulanması gerek.
· Hukukta, kişilere mal edilen hayali konuşmalar yerine doğru adımlar atılarak mutlakı­yete ulaş­mak.
· Demokrasi de kulaktan dolma bilgilere kapıları kapatmak.
· Ekonomi ve Toplum bilincinin daha yaygın hale getirilmesi.
· Beşeri bilimlerin, insanlık ve uygarlık tarihini bir bütün olarak gören bir zemin hazırlaya­rak, özgürleştirme politikasının uygulanması.
· Özgür bir biçimde ebedi hakikatleri yaratmak.
· Her geçen gün milletten uzaklaşan yasaların, temel esas olarak millete yakınlaşmasını sağla­mak.
· Çağdaş bir toplumun temel çıkış noktasının “Sanayi” ve “Demokrasi” olması için çalışmala­rın yapılması.
· Yok olmak üzere olan geleneklerin yeniden yapılandırılması.
· Normal okullar kurmadan önce deneysel okullar oluşturulması.
· Modern ve Demokratik düşüncenin temel değerlerini, eğitim düşüncesi ile yenilenmesi.
· Dinsel hoşgörüyü ve düşünce özgürlüğünü gerçekçi bir siyaset kavramı üzerine oturtma­nın esasları yapılandırılmalı.
· Hukukun temel esasların gelişimine yönelik bilgi ve uygulama dallarının yaratılması.

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...