Öteki Türkiye
Sokak Müzikali

Sokak Müzikali

6 Eylül 2015 Pazar, 23:56 KÜLTÜR

BU YAZI TÜRKER TALHA GÜRIŞIK TARAFINDAN KALEME ALINMIŞTIR.

 

Göklerde ki şarkı,
Bir sabah fısıltı ile duyuldu.
Bir gece aniden insanoğlu,
Yağmurun sesi eşliğinde,
Dans ettiler sabahlara kadar.

Tarihçesi

Yüzyıllar öncesinde insanoğlu günlük yaşantıları dışında kendi aralarında ortak bir mutluluk yarattılar. Kimi zaman çiftlerin dünya evine girmesi öncesi, kimi zaman ise kazanılan zafer ve bir çocuğun dünyaya gelmesi ardından yapılan bir duyguydu. Kuşların ötüşünden, suların şırıltısından, yağmurun sesinden, rüzgârın ve kıyıya vuran dalgaların uğultusundan esinlendi insanoğlu bir zamanda.

Çehrelerde mutluluğun en güzel hali de bu olguyla doğaya da yansıtıyordu aynı zamanda. Kadın ile Erkeğin unutulmaz anlarına doğru süzülüyordu bu düşünce. Birlikteliğin mükemmeliyet kazandığı bir an da diyebiliriz. Bu ortak olgunun adı müzikti.

Müzik, temelde seslerden oluştuğu için din, dil ve kültür farklılıklarından bağımsız olarak herkesce duyumsanabilir bir düşünceye sahipti.

Başlangıçta işaret vermek amacıyla kullandıkları bu sesleri sonraları hoşlarına gidecek biçimde düzenleyerek ilkel müziklerini yarattılar.

Eski zamanlardan beri müziğin, dinsel törenlerde önemli bir yeri oldu.

Müzikle ilgili ilk kuramları geliştiren Eski Yunanlılardı.

Müzik ve dansın insanların yaşamında önemli bir yer tuttuğu Eski Yunan’da, şairler lir eşliğinde destanlar söylerdi.

Çinliler de Eski Yunanlılar gibi müziğin sevinç ve keder gibi duygular uyandırmaktaki gücünün bilincindeydiler. Müziğin tanrısal bir gücün yankısı olduğuna inanıyorlardı.

Müziğin kuramsal gelişimi bu düşünceler neticesinde tarih boyunca çeşitli evrelerden geçmesini sağladı.

15. ve 20. Yüzyıllar Arası Müzik

15. – 17. Yüzyıl başları arasındaki dönem, uzmanlarca müziğin Rönesans’ı olarak nitelendirilir. Sanat ve edebiyatla ilgili olarak kullanılan bu terim, o dönemde müzik alanında gerçekleştirilen bir dizi hızlı gelişmeye işaret eder.

15. yüzyılda Avrupa’nın en önemli müzik merkezi, Fransa’nın doğusundaki Burgonya Sarayı idi. Buraya dönemin birçok ünlü bestecisi öğretmenlik yapmak ve çalışmak için gelirdi.

Müzikte 17. Yüzyıl ile 18. Yüzyılın ilk yarısı arasındaki dönem barok dönemi olarak bilinir. Dinsel ve dindışı müziğin kesin olarak birbirinden ayrıldığı bu dönemdeki en önemli gelişmelerden biri de çalgı eşliğinde söylenen dindışı solo şarkılardı. Bu şarkılar sonradan gelişecek olan “operanın” ilk örnekleri sayılır.

Ve Johann Sebastian Bach, kısa bir temanın belirli aralıklarla yinelenmesinden oluşan “füg’ü” yetkinleştirdi.

1740’larda Almanya’da Mannheim Sarayı’nda, Johann Wenzel Anton Stamitz’in kurduğu orkestra, konçerto ve senfoni gibi birçok yeni müzik biçimlerinin gelişmesinde önemli rol oynadı.

18. yüzyılın sonlarına doğru ise müzikte klasik dönem başladı. Günümüzde klasik müzik terimi pop, folk ve caz müziğinden oldukça farklı bir müzik türü için kullanılır. Müzik uzmanları için gerçek klasik müzik, yaklaşık 1760’tan 1830’a kadar Avusturya’nın başkenti Viyana’da gelişmiş olan müziktir.

Müzikte duyguların yanı sıra düşünceye de yer veren ilk besteci, çalışmalarıyla kendisinden sonra gelen birçok sanatçıyı derinden etkileyen “Beethoven’di.”

19. yüzyılın sonlarında yeni arayışlara sahne olan müzik dünyasında tartışma konusu olan değişik görüşler besteciler arasında ayrılmalara yol açtı. Beethoven müziğe düşünce yüklü yeni bir içerik kazandırmıştı.

20.yüzyıl müzikte yeni arayışlar dönemi oldu. Fransa’da Claude Debussy ve Maurice Ravel piyano ve orkestra için yazdıkları yapıtlarda alışılmışın dışında bir armoni ve tonalite kullanarak resimde boya ile gerçekleştirilen etkiyi müzikte yaratmakla İzlenimcilik Akımı’nın başlıca temsilcileri oldular.

Müzik, yüzyıllarca kendini geliştirerek geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştı. Teknolojinin de gelişimiyle beraber, radyo ve televizyonla dinleyicilerinin sayısını önemli ölçüde artırdı.

Zamanla da müziğin resim ve heykel sanatıyla ortak yönleri keşfedildi. Ressam yapıtını yaratırken boya, fırça ve tuval; heykelci taş, çekiç ya da alçı kullanırken, besteci de sesleri ve sesleri simgeleyen nota sistemini kullanırdı.

Türklerde Müzik

Türk müziği denilince bugün karşımıza oldukça geniş kapsamlı ve çeşitlilik gösteren bir sanat alanı çıkar. Klasik Türk müziği, Türk sanat müziği ya da Osmanlı müziği diye bilinen ve tarihi oldukça eskilere dayanan müziğin yanı sıra tarihi Orta Asya’daki Türklere uzanan Türk Halk müziği de karşımıza çıkmaktadır.

Türk müziğinin çok gelişmiş bir kolu da, İslam-tasavvuf müziğidir.

Türk müziği, insan sesine dayalı bir müzik olduğundan çalgı yapıtlarında da insanın ses alanı dışına pek çıkılmamıştır.

Kullanılan çalgılar neredeyse 100 yılda bir tümüyle değişmiştir.

Sözgelimi, III. Selim döneminden önce, zurna, çenk, ney, kudüm, halile, musikar, çöğür, rebap gibi çalgılar tutulurdu. Daha sonra ise santur, keman, kemençe, kanun, ve lavtanın yıldızı parladı.

Türk müziğindeki değişimler;

Ziya Gökalp’ın bu konudaki düşüncelerine dayanan Cumhuriyet dönemi müzik siyaseti, “yabancı kökenli” ve “geri” diye nitelenen klasik Türk müziğinin bir yana bırakılmasını öngörüyordu. Yapılması gereken, tek gerçek Türk müziği sayılan Türk halk müziği ile batılı sazların, besteleme teknik ve yöntemlerinin kaynaştırılması olmalıydı.

Yıllar sonra ise, hafızalardan silinmeyecek bir millet kahramanı dünyaya gelmişti. Yıllar geçtikçe bu kadar iz bırakacağı sanılmayan ama dünyaya iz bırakan, gurur neticesinde yalın diliyle en iyi örnek olacaktı geleceğe. Mustafa Kemal Atatürk tarafından da çok beğenilen bu halk ozanı, Âşık Veysel Şatıroğlu’ydu.

Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde doğdu. Henüz yedi yaşındayken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden bir gözü olmaz oldu; öteki gözünü de bir kaza sonucu yitirdi. Bu talihsizlikler neticesinde, sazla tanışma fırsatı oldu. Kısa zamanda öğrenerek türkü söylemeye başladı. Çevresinde köklü bir âşıklık ve halk müziği geleneğinin olması zamanla Veysel’de de deyişler söyleme isteğini uyandırdı. Gezgin halk şairi geleneğine uyarak 1928’de yöredeki köy, kasaba ve kentleri dolaşmaya başladı.

Görememesinden kaynaklanan eksikliği çok zengin bir dil ve duygu yoğunluyla aşmasını bilmiştir. Şiirlerinde yaşamı aydınlık ve iyimser bir tavırla yorumlar. Kimi şiirlerinde demokrasi ve yurt sevgisini, kimi şiirlerinde kardeşlik ve barış duygusunu işler.

“Benim sadık yârim kara topraktır” dizesiyle de doğaya olan bağlılığını ve dostluğunu çarpıcı biçimde dile getirmiştir.

Türk halk müziğine de bu şekilde unutulmaz bir damga vurmuştur ve gelişimde büyük katkısı olmuştur, Âşık Veysel Şatıroğlu’nun.

Günümüzde

İstanbul’un sokaklarında başlayan sokak müzikali yavaşça ülkemizin geneline yayılıyordu. İllerimizin birçoğunda, caddelerde gençlerin; gitar, keman ve birçok müzik aletini çalmasıyla başladı.

Birlikteliği ve eğlenceyi temsil ediyordu sokak müzikali. Ortak bir duygumuzu gün yüzüne çıkarıyordu aslında.

Müzik; din, dil ve ırk ayırt etmeksizin dünyada yaşayan her canlıya hitap eden bir sanattı. Ülkemizin de dört bir yanında küçük bir tıngırtıyla çehrelerimizin güldüğü bir düşünce de diyebiliriz.

İstanbul’dan yanan bu meşaleyi ülkemizin dört bir yanına götürebilmek için bu meşaleyi birliktelik kapsamında taşımak düşüncesiyle hareket ediyoruz.

Sokak Müzikali Projesi

Dünyanın birçok ülkesinde müzik ve dansın birleşimiyle yapılan ve mutlulukları yansıtan  “Sokak Müzikali” festivalini ülkemize de getirmek düşüncemiz. Ülkemizin dört bir tarafında gelecek olan insanlarımızla aynı mutluluğu paylaşabilmek gayemiz.

Peki, “Sokak Müzikali” projesi nedir? diye soracak olursanız;

“Sanatçılarımız” bir günde olsa “Genç Sokak Sanatçılarının” farklı illerimizde yerlerini alıp, kendi müziklerini sanatseverlere sunmasıdır.

Ardından tiyatral şekilde danslarla renk katarak daha da fazla canlılık getirmek, “Sokaklarımıza”.

Amaç, Sanatçı ile sanatsever tüm insanlarımızın katkısını sağlayıp mutluluklarımızı birlikte paylaşmaktır, “Sokak Müzikali”.

Sanatçılarımız ve sevenleri arasında uzak görünen,  sanatçılara ulaşmak imkânsız düşüncesini kırıp bağ oluşturmak.

Bir diğer amacımızda; bizler millet olarak “Tek Yüreğiz” mesajını vermektir, “Sokak Müzikali” projesi…

Peki, bu düşünceler içerisinde, Türkiye de bir ilke ne dersiniz?

Mutluluklarımızı birlikte paylaşalım ve eğlenelim.

Unutmayın; mutluluklarımız uzakta değildi, beraber adım attığımız her yer bizlerin mutluluğudur.

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...