Öteki Türkiye
Avrupa Birliği; Modernleşme Dediğin Kaç Bilinmeyenli Denklemdir? SELÇUK TOGAL

Avrupa Birliği; Modernleşme Dediğin Kaç Bilinmeyenli Denklemdir? SELÇUK TOGAL

6 Eylül 2015 Pazar, 23:57 TEŞEKKÜR

Türkler,  yaklaşık iki asırdır modernleşme arayışı içerisindedir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin temel hedeflerinden biri olan ‘’ Cumhuriyet’i muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma ‘’parolası, bu modernleşme algısını daha kapsamlı ve sürükleyici hale getirmiştir. Yeni Türkiye, modernleşme kavramını Batılılaşma olarak devşirmiş; bu yönün ülkelerinin öncülüğünde kurulan örgütlere üye olarak Batı’ya siyasal ve diplomatik yollardan entegre olmayı arzulamış neticede Batı’nın ekonomik, sosyal, kültürel düşüncelerini temel politika kabul ederek uzun soluklu ve daha çok tek tercihli bir istikamete doğru yol almıştır.
 

Batı, kendi bünyesinde çıkardığı iki büyük savaştan sonra bir medeniyet projesi olarak AB kavramını ortaya çıkarmış;  kalıcı BARIŞ, HUKUKUN üstünlüğü, sürdürülebilir EKONOMİ, insan haklarına SAYGI, yaşanabilir ÇEVRE, bireyin ÖZGÜRLÜĞÜ ve SOSYALLEŞMESİ gibi değerler etrafında bütünlük yakalamayı amaçlamıştır. Winston Churchill’in “Birleşik Avrupa”  özlemi tüm acılara rağmen bir düş olmaktan çıkıp zaman zaman sancılı da olsa gerçeğe dönüşmüştür.

Türkiye ise Batılılaşma ya da AB’yi daha çok bir araç olarak görmüş, 1959’da Avrupa Topluluğu’nun bir parçası olmak ve tam üyelik için birliğe ilk başvurusunu yapmıştır. Aradan geçen yarım asırlık bir zaman diliminde Türkiye’nin Batıyla ilişkileri gerek iç gerekse de dış nedenlerle derin zigzaglar çizmiştir. Bu süreçte modernleşme slogandan öteye gidememiştir.

İlk başvuru yılları Avrupa’nın ekonomik cazibesinin Türkler tarafından ciddi anlamda fark edildiği ve Avrupa’ya işçi göçünün yaşandığı dönem dikkate alınırsa AB=ekonomi düşüncesi temel hedef olmuştur.

Dış etkiler ve ideolojik tutumlar bir yana bırakılırsa, Türkiye kendi üzerine düşen sorumlukları ne kadar yerine getirmiştir? AB nerede Biz neredeyiz? Saatteki hızı 50 km olan Türkiye, saatteki hızı 90 km olan Avrupa’yı ne zaman, hangi kavşakta yakalar? Soruları bize bu işin kendi dinamiklerimizi harekete geçirmeden mümkün olamayacağı izlenimi vermektedir.

1959’da başlayan ve halen devam eden resmi ilişkiler; çocukluk, ergenlik, gençlik ve olgunluk dönemlerinden sonra bir şekilde nihayete erecektir.

Türk - AB İlişkilerinde Çocukluk Dönemi

1959 – 1999 yılları arasında Avrupa topluluğuna uyum sağlamak için çabalayan Türkiye, Birliğin kurallarını zihinsel olarak algılama ve kendi benliğiyle özdeşleştirme devrini yaşamıştır. Bu çocukluk döneminde Türkiye, AB’yi motor öğrenme ve model alarak öğrenme metotlarıyla takip etmiş; Türk toplumunun algısında NASIL ve ACABA sözleri AB’ye bakışın referansı olmuştur.

Türkiye’nin AB ilişkilerinin uzun süren çocukluk dönemindeki serüveni şu şekilde özetlenebilir:

1959 Türkiye, kısa adı AET olan Avrupa Ekonomik Topluluğuna ortaklık başvurusu yapar. Ancak başvurudan bir yıl sonra Türkiye’de Atatürk devrimlerine yönelik “karşı devrim” olarak görülen Demokrat Parti, 27 Mayıs darbesiyle kapatılmış ve dönemin başbakanı idam edilmiştir. Bu olay içselleştirilmemiş batı yönlü modernleşme algımızın ilk derin kırılması olmuştur. Türkiye’de yaşanan darbe ve arkasından gelen idamlardan dolayı 1961’de AET Dışişleri Bakanlar Konseyi, Türkiye ile yapılacak görüşmeleri askıya alma kararı vererek demokrasi dersinden ilk kırık notu karnemize ilave etmiştir.

1963 12 Eylül 1963`te Ankara Antlaşması imzalandı.Bu antlaşmayla belirli aşamalardan sonra gümrük birliğinin gerçekleşmesi sağlamak amaçlanmıştır. Türkiye ekonomisinin hızlandırılmış kalkınmasını ve Türk halkının çalıştırılma seviyesinin ve yaşama şartlarının yükseltilmesini sağlama gereğini tümü ile göz önünde bulundurarak, Taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi teşvik etmeyi amaçlayan bu antlaşma gösteriyor ki (Türkiye=AB)=ekonomi…

1970 Türkiye, Brüksel’de Katma Protokolü imzalayarak bir geçiş evresine girmiştir.  63 ve 70’teki bu hukuki süreçler AB ile aramızdaki bağın temel dayanağının ekonomik ilişkiler etrafında gerçekleştiğini göstermektedir.  Bu yıllarda Türkiye sancılı dönemlerini bir türlü üzerinden atamamıştır. Ülkedeki öğrenci olayları tırmanışa geçmiş, 1971 askeri muhtırasıyla yaşanan yargılamalardan sonra Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu yöneticisi Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmiştir. İnsan hakları alanında gösterdiğimiz başarısız performans Avrupa Topluluğu’nun resmi adamları tarafından sert eleştirilere neden olmuştur.

1982 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’de yaşanan siyasi krizden sonra Avrupa Parlamentosu, Türkiye-AET Antlaşması`nın askıya alınmasını kararlaştırdı. Türkiye, yakalamaya çalıştığı Avrupa’yı 12 Eylül askeri vesayetinin bir ürünü olarak siyasi parti ve belki de ideoloji yasaklamalarıyla gelecek ilk kuşağa apolitik bir miras bırakmıştır.

1987 12 Eylül askeri darbesinden yaklaşık 3 yıl sonra siyasi parti yasakları kalkmıştır. Demokrasiye yeniden geçiş aşaması olan bu süreç sonrasın da Avrupa’yla olan resmi ilişkiler yeniden canlanmış, Türkiye 14 Nisan 1987’de resmen tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Ancak kendi içerisinde de ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar yaşayan Avrupa, 1989’da Türkiye’nin, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmeye ihtiyacı olduğunu ve bu nedenle tam üyelik görüşmelerinin erken olduğu kararına vardı.

1996 Türkiye 1 Ocak’tan itibaren Gümrük Birliği’ne imza atarak, Yaklaşık 40 yıldır süren macerasının I. ayağını yarı uyumlu şekilde tamamlamıştır. Bu macera 1970’li yılların Türkiye’sinde daha ziyade sol kitle tarafından söylenen; ‘’onlar ortak biz pazar’’ ifadesi Avrupa’ya bakışın biraz gocunma, biraz arabesk ve birazda ÖTEKİ yanı olmuştur.

1999 Türkiye,  Aralık 1999’da Helsinki’de yapılan AB zirvesiyle tam üyeliğe aday olmuş ve Avrupa Birliği macerasında yeni bir dönem başlamıştır. Zirve sonrasında Türkiye ulusal program çerçevesinde; düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, kadın-erkek eşitliği, dernek kurma özgürlüğü gibi alanlarda teorik olarak kanun düzenlemeleri yapmıştır.

Türk - AB İlişkilerinde Ergenlik Dönemi

Çocukluk dönemine nazaran daha kısa süren Türk – AB ilişkilerindeki ergenlik dönemi, 2000 – 2010 yıllarında gerçekleşmiştir. Birlik içerisinde Türkiye karşıtlığının ya da desteğinin sınandığı ve performans ödevlerinin yoğunluk kazandığı bir dönem olmuştur. Türkiye, bu dönem içerisinde siyasi anlamda ciddi reformlar yapmış; Birlik kurallarının siyasi irade gösterilince yapılabileceği iradesini ve inancını göstermiştir. Bu dönemde siyasi iradenin askeri iradeden yetki devralmasında yaşanan ve bir takım darbe iddiaları&girişimlerine karşı vermiş olduğu tepkiler AB tarafından standart olarak algılanmıştır. Ancak Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmeler neticesinde AB tek taraflı bir tutum sergileyerek Türkiye ile temel üyelik fasıllarını askıya almıştır. Türkiye ise, Katılım Ortaklığı Belgesinde yer alan uyum ölçütlerini Ulusal Programa dahil etmiştir.

Türk – AB ilişkilerinin ergenliğinde Türk resmi makamlarının AB ile daha önceki dönemlerde pek alışık olmayan restleşmeler yaşaması da müzakerelerin kapanmasında etkili olmuştur. Ergenlik döneminde ki Türk – AB ilişkilerinde bugüne kadar yaşanan ilerlemenin en iyimser tarihle Türkiye’nin 2013’te üye ülke umudu az da olsa bulunmaktadır.

2000 4 Temmuz 2000’de Başbakanlığa bağlı olarak Avrupa Birliği Genel Sekreterliği kuruldu. Bu yıl Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin ciddi ilerleme sağladığı bir dönemdir. Yayımlanan 2000 yılı İlerleme Raporu’nda; Türkiye’de bir demokratik sistemin temel özellikleri mevcut olmakla beraber, ülkenin Kopenhag siyasal ölçütlerini hâlâ karşılamadığını, insan hakları ve azınlıkların korunması konularında ciddi eksikler olduğu saptanmıştır. Ayrıca yolsuzluğun yaygın olarak devam ettiği ve ciddi bir kaygı konusu olmayı sürdürdüğü teyit edilmiştir. Türkiye, ekonomideki en acil dengesizlikleri ele alma konusunda önemli ilerleme kaydetmiştir, fakat işleyen bir piyasa ekonomisi gerçekleştirme süreci tamamlanmış değildir. Türk ekonomisinin önemli kesimleri, daha şimdiden, AT ile bir gümrük birliği içinde rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkma yeteneğindedir. Türkiye, makroekonomik istikrar yönünde önemli ilerleme kaydetmiştir. Devlet işletmelerinin özelleştirilmesi başarılı olmuştur ve tarım sektöründe, sosyal güvenlik sisteminde ve mali sektörde reform için önemli adımlar atılmıştır. Ancak, makroekonomik istikrar henüz sağlanmamıştır ve orta vadede sürdürülebilir kamu maliyesi için sağlam bir temel oluşturulmamıştır. Hem imalat sektöründe hem de mali sektörde, devlet hakimiyetinin piyasa çarpıklıklarına yol açtığı pek çok alan hâlâ vardır. Türk beşeri ve maddi sermayesinin rekabet gücünü arttırmak ve mevcut sosyal ve bölgesel eşitsizliklerde bir azalma sağlamak için eğitim, sağlık ve altyapı kalitesi iyileştirilmelidir.

2002 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde, Türkiye’nin Kopenhag ölçütleri  yerine getirdiğine karar verildiği takdirde, katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlatılacağı kararlaştırılmıştır. AB müktesebatını (acquis communautaire) esas alarak kendi hukuksal yapısını revize etmek isteyen Türkiye parlamentosu, uyum yasalarından sonra kanunları pratik hayata uygulama koyulacak.

2004 6 Ekim 2004’teAvrupa Komisyonu, Türkiye`nin siyasi ölçütleri karşıladığı belirtilerek, birliğe katılım müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunuldu. 17 Aralık 2004’te Brüksel Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı`nda, Türkiye`nin siyasi ölçütleri yerine getirdiği belirtildi ve katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlanması kararlaştırıldı.

2005 3 Ekim Lüksemburg’daki toplantıda alınan karar gereği Türkiye’nin tam üyelik müzakereleri başladı. Ve Türkiye, yarım asra yaklaşan bir zaman diliminden sonra Batıyla uyum için kendisine yakılan sarı ışığın yeşile dönmesini beklemeye başladı. Yeni sürecin uzun bir zamana yayılma olasılığı, Türk toplumunda AB heyecanının zaman içerisinde azalması anlamına gelecektir.

2006 Avrupa Birliğine yeni katılan ülkelerden GKRY’nin Türkiye tarafından tanınmaması üzerine müzakere fasılları bir dönem askıya alınmıştır. Ancak 2007 sonrası bazı alanlarda görüşmeler tekrar başlamıştır. Kıbrıs sorunun da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin resmi makamlar düzeyinde sert demeçler verilmesine neden olmuştur. Ne gariptir ki 90’lı yıllarda Türkiye’yi sürekli azarlayan Avrupa, fasılların kapanmasından sonra oldukça sakin tutum izlemesi dikkate değerdir.

Türk - AB İlişkilerinde Gençlik Ve Olgunluk Dönemi

Ucu açık bir müzakere dönemindeyiz. Büyük bir ihtimalle Cumhuriyet’in yüzüncü yılında AB yolculuğunun son durağında olacağız. Bu süreç olası farklı sürprizleri de beraberinde getirecektir.

Türkiye, AB üyesi olma mücadelesinde gençlik ve olgunluk dönemini hayali bir sevgiliyi bekler gibi mi karşılayacak yoksa Aşık Veysel’in ifadesiyle Güzelliğinon par`etmez. Bu bendeki aşk olmasa...

Ve Teşekkür

20. yüzyılın son çeyreğinde (özellikle 1990’lı yıllar) içine kapanık, kendi enerjisiyle boğuşan bir Türkiye yerine 21. yüzyılın ilk çeyreğinde akademik ve siyasal çevrelerde yeni yeni tartışılan ve bizim henüz bunu algılayamadığımız ya da başkalarının komplo kurgusu olarak saydığı değerlendirmeleri dışarıda bırakırsak, Türk toplumunda AB algısının iyi anlaşılması gerekmektedir. Uyum yasalarının her şeyden önce çağdaş devlet ve çağdaş toplum olma yolunda atılan bir adım olarak görülmesi ve bunun tüm ülke birey ve kurumlarıyla yürütüleceği bir stratejiyle takip edilmesi gerekir. Ve her şeye rağmen Avrupa’nın değerler kriterlerine (Kopenhag – Maastrich) uyan bir Türkiye, birliğin dışında kalsa da kendi halkına hazırlayacağı Ankara Kriterleriyle, Cumhuriyet modernleşmesinden sonra bir büyük adım daha atmış olacaktır.

Türkiye, kendi dinamikleriyle fazla ilerletemediği demokrasi ve insan haklarına saygı konusunda AB sayesinde kendisine direnç kazandırmış ve hatta bunu kendi iradesiyle yapabilme olgunluğuna erişmiş ve bu konuda yıllardır üzerine yapışmış ataleti yenmeyi az olsa da başarmıştır. Ayrıca devlet yönetim aygıtının, kamu personel reformuyla halkıyla daha yakından bütünleşme ihtiyacı hissetmiş ve sivil toplum örgütleriyle işbirliğine girerek AB mevzuatına uymaya çalışmıştır.

AB’yi bir kimlik projesi dışında tutacak olursak;

• Yenilenen dünyada rekabet gücümüzü arttırdığın için,

• Yaşanan dünya ekonomik bunalımlarında kendine gösteremediğin hayrı Türk ekonomisine gösterdiğin için,

• İnsan haklarına saygı konusunda trafikte, tribünde, meydanlarda, okullarda ve eylemlerde sınıfta kaldığımızı gösterdiğin için,

• Toplumsal ve siyasal mutabakat sağlanmadan ilerleyemeyeceğimizi gösterdiğin için,

• İnsan hakları konusunda vermiş olduğun ev ödevleri sayesinde daha demokratik ortamı oluşturduğun için,

• Zafiyetlerimizin verdiği korkuların dinamiklerimizi sarmasını engellettiğin için,

• AB’ye artı bir değer olacağımızı gösterdiğin için,

• Türkiye’ye küresel bakış açısı sağladığın için,

• Aynaya bakıp çirkin yanlarımızın da olduğunu gösterdiğin için,

• Yaydığın karşılıklı korkulara, önyargılara ya da kaygılara rağmen ve her ne kadar bizim mahalleye uğramasan da yine de teşekkürler AB…

dusunce@otekiturkiye.org

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...