Öteki Türkiye

FARKINDA MISINIZ?

4 Eylül 2015 Cuma, 13:08 TERS LALE

Bugün, zihnimi yormadan 2011 yılının herhangi bir zaman diliminden geriye doğru gitmeyi düşlemişim. Her yeni yıla yeni bir başlangıç ve heyecanla… Bu düş, gerçekleşmesi umut edilen düşlerdi. Ama sonunda bir düş gibiydi; zamansız, kısa ve dokunamadığım…

Ve bir anda gittiğim dünden yeni bir güne geçmek için asırların kavgasını vermeye başlamışım; içi oflarla dolu acılardan sonra…

Ve geçmişi yani daha öncesinin yaşanılanlarını bulandırmadan ve suçlamadan kendi zamanında bırakmışım. Ancak, yeni yıldan bugüne gelmek için geçtiğim her takvim günü; nice yılların birikmiş, ertelenmiş ve yarınları da çalınmış sorunlarıyla kronik bir hal almış. Ve bugün, bu ülke de yaşayan ve ortalama düşünen bir vatandaşın zihinsel rahatlılığının imkânsızlığını görmüşüm. Kişiler, olaylar ve kavramların birbirleriyle olan kavgalarının bu ülkenin kaderi olduğu inancını yavaş yavaş içselleştirmek gerektiğine inanmışım. Ve dünden kalan tek miras; bir kalp yorgunluğundan başka bir şey değilmiş.

Oysa hepimiz anne rahminde saf, iyi, beyaz, umut, güzel, neşe ve minik olarak hayat bulmaya çalışırken, dokuz ay on günde hayatın içinde bulmuşuz kendimizi. Ve sonra niteliği ve öznesi insan olmayan tuhaf bir şeylere; kavgalara adamışız kendimizi. Ve bu kavgada birimiz Don Kişot, diğeri yel değirmeni…

Nuri Bilge Ceylan’ın "yalnız ve güzel ülkesinde" 70 küsur milyonluk bir insan topluluğu halinde yaşarken kendimizi iki de ifade etmişiz: Ben(biz) ve öteki… Ve hayatımızda bize sunulan kavgalar bu iki kavramdan yola çıkarak bir yaşam atmosferine dönüşmüş.

Ben(biz), her zaman en demokrat, en makbul, en haklı ve en iyi… Ve dünyanın merkezi… Öteki ise; her zaman tutucu, faşist, yobaz, laik, diktatör, terörist, liboş, statükocu, yurtsever, milliyetçi, gerici, bölücü, dindar, zengin, fakir, şucu, bucu ve kötü olmuş. Ve ülkemde birey, kendi dışında kendi türevlerinden 70 küsur milyon insan türetmiş.

Bilginin, düşüncede, pratikte ve çeşitliliğinde ciddi bir kurumsal kimlik kazanılmadığı, kısaca bilginin yeterli üretilmediği toplumumuzda hayatı saran her türlü kavram, düşüncelerin karşılık bulamamasına, yanlış anlaşılmalara, insanların birbirlerini öteki ve tehlikeli gören düşmanlıklara yani kısaca insanımızı umutsuz sorunlara yöneltmiş. Ve zamanın ruhuna uygun çağdaş fikirlerin bu ülkeyi çoğu kez teğet geçmesi, yaşadığımız günlerin hep birbirinin aynısı olduğu izlenimi vermiş. Cumhuriyet’in öncesinde, sonrasında ve bugünün de tartıştığımız temel konular, iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar dar çevrede dönmüş. Ve çözüm de dar bir noktada aranmış.

Yaşadığımız sorunların çözüm noktası; kavramların doğru olarak algılanması yani bilginin bilinmesi meselesi olması gerekirken; çözüm, doğrudan ve tümden siyaset kurumunda aranmış. Siyasetin kendisi de ideolojilerle donatıldığı için çözüm süreci uzadıkça uzamış. Ve kendisini uygarlığın bekleme odasına hapsetmiş insanımız, çözüm beklerken eşref-i mahlûkat olduğunu unutmuş. Kadına şiddetin giderek arttığı tuhaf bir çağda ülkemin insanları, bunun yaşamsal bir sorun olduğunun farkına varamamış. Ve Kayseri’de yaşanan insanlık dışı bir olayda üç çocuğun (yani masumiyetin yüzü) öldürülmesine; benim de aralarında bulunduğum bu ülkenin zavallı insanları, kitlesel olarak tepkisiz kalmış. Ve terör, trafik, töre ve adını sayamadığımız nice cinayetler ister faili belli olsun ister olmasın "insan insanın kurdudur" deyişinin her daim ölümcül bir şekilde zinde kalmasını sağlamış.

Ve bu zavallı ölümler, zihnimize şu iki soruyu yerleştirmiş:

1- Hayatın ve kanunların insan odaklı değiştirilememesi zavallı ölümleri engelleyemiyorsa, kavgasını verdiğimiz simgesel ve ısmarlama sorunlarımız ne işe yarar?

2- Üretirken cimri; tüketirken hoyrat davrandığımız bilgi, bir şey ifade etmiyorsa yaşamın bedelini daha kaç ölümden sonra anlayacağız? 

dusunce@otekiturkiye.org    

Paylaş
KONUŞAN TÜRKİYE!
6 Eylül 2015 Pazar

Son yıllarda ağızlarda ve hatta resmi makamlarda hep bir söz var: `Konuşan Türkiye` diye…

Kimsecikler
6 Eylül 2015 Pazar

Kimsecikler, ya da onlar her aile de olması beklenen kişilerdir aslında. İsimleri, yaşları ya da renkleri farklı olsa da bu başlık gibi masumdur aslında... Kimsecikler, ne bir lise ne de bir üniversite öğrencisidir. Arada kalmanın yalnızlığıdır...